













Beşiktaş maçından sonra ne kadar büyük bir takımın taraftarı olduğumu bir kez daha anladım. Bütün o çirkin yakıştırmalara, şike iddialarına rağmen bu kadar çok eksikle İnönü’de Beşiktaş’ı yenmesi anti-fenerlileri sanırım biraz utandırmıştır. Taktik teknik analiz yapmayacağım. Sadece 2006 yılında fenerlist.com sitesinde açılan “Fenerbahçeli olmak” adlı başlığa yazılanları paylaşmak istiyorum. Fenerbahçelilere göre Fenerbahçeli olmak ne demektir? İşte o sorunun cevabını veriyorlar. Benim tanımım ise en sonda.
“ Fenerbahçeli olmak, ilerde doğacak evladının “Sarı Lacivert Şampiyon Fener” çekmesini şimdiden öğrenmesi için hamileyken mabette olmayı planlamaktır.
Eskiden yapılan sezon açılışlarında veya uzunca bir süre maça gidemedikten sonra gidilen ilk maçta çıkış tünelinde çubuklu formayı görünce gözlerinin dolmasıdır.
Aşkın kimseye değil renklere olmasıdır.
Daha lise yıllarında hafta sonu arkadaşta kalacağım diyerek birlikte Ankara’dan İstanbul’a maçlara kaçmaktır.
Üst düzey yabancı misyonun verdiği bir yemekte Fenerbahçe-Gaziantep maçını, yemekte arkadaşıyla cep radyosu kulaklığından dinleyip, 4. golde masadakileri devirip “Gooollll” diye dakikalarca kimseye aldırmaksızın bağırmaktır.
Kışın ayazında pazar akşamı oynanacak maça cumartesi gecesinden stada sabahlamaktır.
Sarı lacivert bir şapka, atkı, forma veya rozet taşıyan çocuk-yaşlı, zengin-fakir, sağcı-solcu ayrımı yapmadan öz kardeşiymiş gibi sevgiyle bakmaktır.
Bütün hayatını Fenerbahçe'ye göre planlamak demektir.
Tribünlerde kaybedilen küçücük bir yürek için açılan pankart, o babanın büyük acısını şu dizelerle paylaşmaktır.
“Haykıracak nefesim kalmasa bile,
Ellerim uzanır olduğun yere,
Gözlerim görmese ben bulurum yine,
Kalbim durmuşsa inan çarpar seninle.”
Daha 5 yaşında Golden cikletlerinden çıkan Fenerbahçeli futbolcu resimlerini hazine gibi saklamak. Alt mı üst mü oyununda kazanıp koleksiyonu genişletmek, çeyrek asır sonra New York sokaklarında dünyadaki tüm radyoları çekeceği iddia edilen bir radyo satın alıp sabahın erken saatlerinde kulağa dayayarak Vanspor maçını dinlemek, 3-0’ ı takiben gelen şampiyonluğun hazzının sabahın soğuğunu, nasılda sıcağa çevirdiğine şaşmamaktır.
Niyesini bir türlü söyleyemeden kendini adamaktır.
Evlenme teklifini “Benimle evlenir misin ve Fenerbahçeli olur musun?” diye yapmaktır.
Fenerbahçemin maçlarını seyrederken duygulanıp ağlamaktır.
İşte öyle bir şeydir.
Evlendiğiniz gün düğünden ara sıra kaçıp Orduevinin televizyon salonunda maç seyretmektir. İstanbulspor:0 – Fenerbahçe:3
Ev ararken ya boğazı ya Şükrü Saraçoğlu’ nu görsün demektir.
19 Temmuz 2003 tarihinde evlenebilmek için Kadıköy evlendirme dairesindeki memurlara yalvarmak, zar zor gün alabilmektir. 19.07
18 Eylül 1985 gecesi 3-2’lik Bordo maçını dinleyebilmek için acemi birliğindeki koğuştan kaçıp nöbetçi subaya yakalanmak ve o anda rahmetli Hüseyin Çakıroğlu 3. golü atınca hep beraber garnizonu inletmektir.
Dünyadaki en değer verdiğin insanın başına gelebilecek bir kaza, ölüm yada ölüm döşeğinde olabileceği bir günde Fenerbahçe’nin maçına denk gelme ihtimalinden korkmak. Bu kötü ihtimalin gerçekleşmesi halinde ne yapacağını önceden bilmek ve bir an içinde olsa insanlığından şüphe etmektir.
Aşk nedir sorusunun farklı versiyonu yani.
Bin tane cevabı olan hiçbirisi tek gerçek olamayan.
Tarifsiz uzun uzadıya.
Fenerbahçeli olmak nedir?
Fenerbahçeli olmayı tarif etmeye çalışmak, aşkı tarif etmeye benzer. Nasıl ki aşık olmayı aşık olmamış birine tarif etmek imkansızdır, Fenerbahçeli olmayana açıklaması imkansız olan ama bütün Fenerbahçelilerin hissettiği bir şeydir.
Her gün babasına onu Fenerbahçeli yetiştirdiği için şükretmektir.
Fenerbahçeli olmak aşktır.
Hayatı boyunca aşık olmak ve ona göre yaşamaktır.
”
Buda benimki:
Fenerbahçeli olmak Fenerbahçeli olmaktır. Başka hiçbir şeye benzemez.
Büyük takımsın vesselam…
zaten başka ne kaldı ki?
fb li olmak