













Sarı Zeybek'in yapımcısı ve bu ülkede objektifliğinden kuşku duyulma olasılığı en az olan kişi sen Can Dündar;
Nasıl bir film yazıp yönetmişsin koca bir alkış. İyi ki var iyi ki çekilmiş böyle bir Atatürk filmi diyorum.Çünkü farklı,öncekiler gibi aynı ninniyi söylemiyor.
Annesinin Mustafa'sını anlatmak için çıktığın yolda bize yaşadığımız ülkenin çürümüş
halini en kestirme yoldan en gerçekçi
haliyle bir kere daha hatırlattın.Atatürk belgeseli bir filmde bile bunu hatırladık.
Sağolasın fikirleri ve zihinleri görmemizi sağladığın için..
Emeğine yüreğine sağlık..
Öncelikle filmden öğrenilecek hayli şey var
.
Bugüne kadar hep üstü örtülmüş olan kaçırılmış bir
Atatürk var filmde.
Geçirdiği çocukluğun,İstanbulla tanışmasının,içinde yaşadığı yalnızlığın,aşklarının,evliliğinin,dostluklarının ve daha bir çok şeyin anlatıldığı o kadar hoş sahneler var ki Atatürk hakkında yenileniyorsunuz.
Can Dündar'in dış sesiyle anlatımı ve savaşların haritalar vasıtasıyla gösterilmesi çok hoştu.Goran Bregoviç imzalı müzkler de öyle.
Bir sahne vardı ki 'inceliğin,aşkın böylesi' dedirten cinstendi.Madam Korin Atatürk'e bir yolculuk sırasında eşlik edemiyor ve bir mektup kaleme alıyor.Hafızamda kaldığı kadarıyla mektubun girişi şöyle:
''Yolculuğun sırasında sana fiziken eşlik edemiyorum ama satırlarımla yanındayım,beraberiz''
Bu ne tarifsiz bir düşünce ve aşktır.Vedalaşmadan sonra bile o yolculukta onunla birlikte olmak,mektupla eşlik etmek hissi nasıl ince bir duygudur.Göz yaşarttı..
Filme giderken yazılan çizilen ne varsa görmeye okumaya çalıştım.Atatürk'ün ayyaşlığından diktatörlüğüne,korkaklığından hanımlara çok düşkün olduğuna kadar ne söylenmişse herşeyi bilerek ve bekleyerek gittim resmen.Öyle bir kıyamet koparıldı ki ister istemez 'Acaba öyle mi?' sorusu oluşuyor kafanızda ve bekler hale geliyorsunuz.Neyse film başladı ilk perde bitti anlatılanlardan tık yok.Koca film bitti ne ayyaş gösterilme ne korkaklık hiç bir şey yok.Hatta yarıda dostlarla konuşuyoruz,içki içme sahneleri falan var deniyordu gören var mı diye millet birbirine soruyor.Dedik herhalde ikinci kısımda ölümüne yakın günlerde.Olduğuna o kadar şartlanmışız ki bir yerine koyacağız filmin,olmassa olmaz haldeyiz.
Gel gör ki film bitti o abartılan her haberde her gazetede bahsedilen sahnelerden eser yok.
Atatürk'ün rencide edildiği kötü gösterildiği gibisinden saçma sapan yorumlar tam anlamıyla ahmakça.Hangi sahneden neden gocunuyorlar anlamak mümkün değil.Genç Mustafa'nın İstanbul'a geldiğinde eğlence hayatı ve kadınlarla tanışmasından mı? Yoksa gece uyumadan önce 'Ben karanlıkta yatamam' demesinden mi? Atatürk'ü ne kötü yapıyor ne aşşağalıyor? Ya da bunlar gerçekleştirmiş olduğu bir yığın gerçeği çöpe mi atıyor? Anlamış değilim.
Bu gündemi oluşturan sözde Atatürk savunucuları bu kadar mı korkaksınız?
Kraldan çok kralcılık yapmaya bu kadar mı alıştınız?
Yıllardır pompalanan Atatürk portresinden sıkılmadınız mı hala? İlkokul,ortaokul,lise,üniversite'de yıllarca anlatılanlar hep aynı şeyler,bıkmadınız mı?
Farklı bir Atatürk anlatılmasından,iç dünyasının işlenmesinden korkularına,cesaretine,düşkünlüklerine değinilmesinden neden rahatsızlık duyuyorsunuz? O da insan değil mi aynı güdülere sahip değil miyiz?
Ne düşlüyorsunuz da gerçeklerle örtüşmeyince bozuluyorsunuz? Atatürk'ün hiç korkularının olmadığını ya da ağlamayan,üzülmeyen,bayanlara hiç ilgisi olmayan biri olduğunu mu düşlüyorsunuz ya da düşlemek istiyorsunuz?
Bu kadar mı ahmaksınız? Bu kadar mı onun felsefesinden,açıkyürekli oluşundan nasip almadınız? Böyle mi Atatürkçüyüm ben diye ortalarda dolaşıyorsunuz? Altı okunun felsefesinden böylesi uzak mısınız?
İnsaf!.
Bu ülkede her yapılan değişik ve gerekli olan şeylerin anında cezalandırılacağına hazmedilemeden alaşşağa edileceğine o kadar alışmışız ki kıyısından köşesinden bulaşıyoruz yorum yapmadan duramıyoruz resmen.
Atatürk'ten bi haber yaşantıları olan en bilgisiz kişiler bile filme gitmediği halde (gitse biraz dinlenir belki ama o da yok) Atatürk'ü şöyle yapmışlar,ayıptır türünden kahve edebiyatı yapıyor.Ülkenin böylesi yazarı-çizeri-konuşanı varken gayet normal aslında bu tür muhabbetlerin geçmesi.Şaşırmamalı.
Filme iyi ki gittim gitmeseydim film hakkında aklımda hep o boş eleştirilerin izleri kalacaktı.Her Mustafa filmi konusunda da aklımda hep bir 'acaba' olacaktı.
Filmin sonlarına doğru şöyle bir beklentimin oluştuğunu söyleyeyim,sonunun daha vurucu olacağını tahmin etmiştim ölümünün ve sonrasında ülkede yaşananların daha dramatik olarak yansıtalacağını beklemiştim ama öyle olmadı finalde.Neden öyle olmadı demek haddime değil.Bir izleyici beklentisiydi bu o kadar.
Son olarak Can Dündar hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olması bu ülke için bir yüz karasıdır! Bu lekeyi sürüp böylesi bir utancı yaşatanlar Atatürkçüyüz biz diye ortalarda dolaşırken,emeğiyle,bilgisi-birikimiyle Atatürk'ü beyaz perdeye taşıyan Can Dündar suçlu oluyor.
Ne acı!.
Şimdi hangi yönetmenden cesaretli yapımlar bekleyebiliriz? Bekleme hakkımız olabilir? Ortada bir Can Dündar örneği varken kim suya sabuna dokunur söyler misiniz? Belgesel türünden işlere kim soyunur?.
Yazık.
Utanmaktan sıkılmıyoruz çünkü artık utanmıyoruz..
Düşüncenın güzelliği
tebrikler:)