













Ağustos ayında meydana gelen Rus-Gürcü savaşının sonrasında Türkiye tarafından ortaya atılan Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu projesinin, küresel ekonomik kriz, Amerikan başkanlık seçimleri, Türkiye’de tırmanan terör olayları vs gibi etkenlerin etkisiyle hız kaybetmesi üzerine harekete geçen Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan’ın katılımlarıyla Moskova’da bir üçlü zirve düzenlemişti. 2 Kasım tarihinde yapılan ve temel odağı Karabağ sorunu olan Türkiyesiz zirveden bir antlaşma çıkmış ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında diplomatik kanalların kullanılması ve uluslar arası hukuka dayanan bir çözüme ulaşılması gerektiğinin taraflar tarafından kabul edildiğinin vurgulandığı bir antlaşma metni imzalanmıştı.
Yukarı Karabağ sorununun çözümüne yönelik çabalar açısından 1994 yılından bu yana imzalanan ilk antlaşma niteliğinde olan Moskova Antlaşması’nın en temel özelliği, yeni bir şey getirmiyor olup mevcut durumu tescilliyor olması… Tarafların, sorunun çözülmesi gerektiğini düşündüklerini ve bu konuda diplomatik sürecin yürütülmesi gerektiğine inandıklarını belirtmelerinin ötesinde herhangi bir girişimin sinyallerini vermeyen söz konusu antlaşma, ne Ermenistan’ın ne de Azerbaycan’ın yaralarına merhem olacak türden bir gelişme değil…
Yukarı Karabağ sorununun tarihsel kökenleri ve ontolojik özellikleri açısından yaklaşıldığı zaman, şimdilik çıkarlarının kesişmesi mümkün görünmeyen Azerbaycan ile Ermenistan arasında imzalanan ve sembolik olmaktan öte pek bir anlam da ifade edecek gibi görünmeyen Moskova Antlaşması, Rus diplomatların antlaşmadan önce iddia ettiği gibi Karabağ sorununun çözülmesi için gerekli olan devamı gelecek bir ilk adım olma özelliğine sahip değilse de, Rusya’nın amacına hizmet etmesi açısından hedefine ulaşmış durumda…
Yaz sonundan Gürcistan’ı işgal eden Rusya’nın, birkaç hayranı dışında dünya devletlerinin çoğu tarafından olumsuz karşılanan söz konusu işgalden sonra uğradığı prestij kaybını bu şekilde telafi ederek Kafkasya’da takip ettiği politikanın, sanıldığının aksine bölgesel barışı ve istikrarı hedef almadığını ispat etmesine hizmet eden bu antlaşma, Rusya’nın, kendisinin dâhil olmadığı bir platformun Kafkasya’da aktif ve etkin olmasını istemediğini açıkça ortaya koyması açısından da önemli bir örnek teşkil ediyor. Bu açıdan bakıldığı zaman Kafkasya konusunda son derece kıskanç bir aşığın rolünü oynamakta olduğunu gördüğümüz Rusya’nın, Rus devlet başkanı Dmitriy Medvedev’in Federal Konsey’de yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında da açıkça dile getirdiği gibi, Kafkasya’daki savaşın, NATO’nun yayılmasının ve dünyayı sarsan ekonomik krizin tek müsebbibinin ABD olduğunu savunması da anlamlı hale geliyor. Ruslar, Kafkasya’daki sancıların temeline ABD parmağını yerleştirerek kendi hegemonyal girişimlerine bir anlamda meşruiyet sağlıyorlar ve bölgede sürdürdükleri yoğun diplomatik faaliyetlerle de barışçıl amaçlarını sergiliyorlar.
Küresel ekonomik krizin ve ABD’deki başkanlık seçimlerinin etkisiyle dünya gündeminin geri sıralarına düşen Kafkasya’nın, içinde bulunduğumuz günlerde, Rusların oyun alanı haline geldiği gerçeği görülmeli ve gerek Türkiye’nin Kafkasya Platformu projesi, gerek eşdeğer girişimler, her türlü risk göze alınarak işletilmeli… Öte yandan Türkiye de, Amerika ziyaretinde gerek Türkiye’den gerek Azerbaycan’da umduklarını bulamadıklarını söyleyen Ermenistan Dışişleri Bakanı Tigran Sarkisyan’ın olumsuz açıklamalarının, Rusya’nın yoğun diplomatik faaliyetlerinin bir ürünü olduğunu görerek, içinde bulunduğumuz günlerde askıya alınmış gibi görünen Türk-Ermeni ilişkilerinin şu ya da bu şekilde geliştirilme girişimlerini sürdürmeli ve Kafkasya Platformu’nun işlerlik kazanması konusunda ısrarcı olmalı… Yeniden cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yapan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tavrını da göz önünde bulundurarak Kafkasya ile ilgili olumlu ve barışçıl söylemlerini devam ettirmeli…
Toparlarsak, 1017 yılında Ukrayna ile arasında bulunan Sivastopol sözleşmesi sona erecek olan Rusya, bu sözleşmeyi belirsiz bir tarihe uzatabilmek için Yulia Timoşenko’nun iktidarda olacağı Rus yanlısı bir Ukrayna idaresini beklerken, diğer yandan da Ermenistan ile yakın ilişkiler kurarak, Türkiye tarafından kendisine sunulacak cazip tekliflere kapılabilmesi muhtemel olan Erivan’ı kendi ekseninde tutmaya, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunların çözülme aşamasına gelebilmesi için politika üretmeye ve bu yolla, ekonomik kriz ile bölgedeki konumu iyice zayıflayan ABD’yi Kafkasya’dan tam anlamıyla silmeye çalışıyor. Bu amaca yönelik olarak da ABD ve AB yörüngesinde olan Türkiye’nin başını çekebileceği bir platforma engel olmaya çalışma politikası güderek Ruskafkasya’ya giden yolun taşlarını döşemeyi sürdürüyor.
