Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Mesele, Baykal’ın meselesi değildir
12 Mayıs 2010 Çarşamba 08:51
Gazeteciyi izliyoruz televizyonda... Alkışlayasımız geliyor.
Memleketi sattılar diye bağırıyor, milliyetçilikte MHP’yi solluyor,
götür CHP’ye, Atatürkçülük dersi versin, o derece...
AB’ye meydan okuyor, ABD’ye tek başına direneceğini söylüyor,
şehitlerden bahsedilirken mendille gözlerini siliyor, belki görmezsiniz
diye kameraya zoom yaptırıyor, isim isim sayıyor, liboş bunlar diyor,
dönek diyor, yerden yere vuruyor, sanırsın Kıbrıs’ı tek başına aldı,
verirsem namerdim diyor. Öylesine cesur ki, 80 kiloluk vücudunun 74
kilosu yürek, gerisi 6 okka.
*
Bi sabah kalkıyoruz ki, a-aa...
*
Ne
dediyse, tam tersini söylüyor.
Kara’ladığını ak’lıyor.
*
Bir
başkası, işadamı... Bana ne birader demiyor, elini taşın altına koymuş,
böyle gitmez diyor, bi bakıyorsun çarşıda nabız tutuyor, bi bakıyorsun
elinde file, pazarda dolaşıyor, enflasyon yalanlarını ortaya çıkarıyor,
rezilliklerini tek tek suratlarına vuruyor, ağır laflar sarf ediyor,
öbür tırsak işadamlarına “Görün de utanın” diye örnek gösteriliyor,
milleti savunuyor, işsizlerin hamisi, çalar saat gibi ahaliyi
uyandırmaya çalışıyor, bildiğin kahraman.
*
Bi sabah uyanıyoruz
ki...
Arkadaş tornistan.
*
Veya bürokrat, üniformalı
olanından... Höt diyor, zöt diyor, oyarım demeye getiriyor, yüzünü
ekşitiyor manşet, kaşını kaldırıyor sürmanşet, özü sözü bir, kodu mu
canlı yayına oturtuluyor.
*
Bi sabah bakıyoruz ki...
Dut yemiş
bülbüle dönüyor.
*
E kimse anlam veremiyor.
*
Halbuki,
anlamı çok açık...
*
Mesele, Deniz Baykal’ın meselesi değildir...
Silivri’ye gönderilemediği için evine gönderilen Baykal, bu “manevi
suikast”la susturulursa, konuşacak kimse bulamazsınız bu memlekette.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...