Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Mesajınız Var...
14 Kasım 2010 Pazar 10:03
Ramazan Bayramı’nın hemen ertesi günüydü...
Hiç tanımadığım biri, hiç tanımadığım birinden, hiç tanımadığım sizlere iletmem için, Kurban Bayramı mesajı getirdi.
Odamdaydım.
Gazete okuyorum.
Bi kız arkadaş geldi.
Hiç tanımıyorum.
- Merhaba.
- Merhaba.
- Size bir mesaj getirdim.
- Kimden?
- Tanımıyorum.
- Nasıl yani?
-
Bayramda arkadaşlarımla birlikte Darülaceze’ye gittik, ziyarete...
Sohbet ederken nerede çalıştığımızı sordular, söyledik, orada kalan bir
beyefendi beni kolumdan tuttu, elinde Hürriyet Gazetesi vardı, açtı
üçüncü sayfayı, sizin fotoğrafınızı göstererek, “Yılmaz’ı tanıyor
musun?” diye sordu, “hiç tanışmadık ama aynı binada çalışıyoruz, siz
nereden tanıyorsunuz?” dedim, “tanışmıyoruz” dedi, “söyleyeceklerimi
söyle ona, anlar o, gerisini herkese söyler...”
Söylediği şu...
“Şeker
Bayramı diye, bize ha bire şeker, çikolata, baklava filan getiriyorlar,
biz zaten hepimiz şeker hastasıyız, ayıp olmasın diye mecburen yiyoruz,
sevindirelim derken öldürecekler bizi!”
“Önümüz Kurban Bayramı,
bu sefer et getirecekler, sağ olsunlar ama, bizim aramızda neredeyse
kalp hastası olmayan yok, kolesterolümüz felaket, kavurmayı nasıl
yiyelim?”
“Yiyecek içecek sıkıntımız yok, bize burada gayet iyi
bakıyorlar, ziyaretimize gelenler eli boş gelmek istemiyorsa illa, meyve
getirsinler bari... Ama meyveyi de kaliteli almasınlar, yaşımız belli,
herkes protez, dişimiz kesmiyor, hafif pörsümüş, ucuzundan getirsinler.”
Ben hayatımda bu kadar güldüğüm ama, bu kadar utandığım bir başka mesaj almadım.
Yıllardır
yaptığım “Darülaceze’de bayram” haberleri geçti gözümün önünden...
Hesapta çok iyi kalpliyiz ya, vicdanlarımıza su serpen o rutin
haberler... Güya mutlu etmek için ağzına lokum sokuşturduğumuz
yapayalnız teyzeler, dumanı tüten kavurmaya ekmek bandırdığımız
unutulmuş amcalar... Fona da yapıştır, ikinci bahar müziğini... Sevap bi
nevi.
Yeyin gari!
Halbuki, ne kadar yapmacık, düşüncesiz,
hoyrat... Ve, suratıma tokat gibi çarpan bu mesajdan da dank ettiği
gibi, aslında ne kadar şuursuz.
“Anlar o, gerisini herkese
söyler” demiş benim için... Bugüne kadar anlamadığım ama, bu dersle
öğrenip herkese söyleyebileceğim şu: Cami avlusunda simit kırıntısıyla
beslediğimiz güvercin değil onlar, insan... Bekledikleri, üç dakika
samimi sohbet, tek dal çiçek, hepsi o.
Üstelik, bayramdan bayrama
açık görüş yapılan cezaevi de değil, orası... Hem kapıları, hem de hiç
tanımadığı insanları kucaklamak için bekleyen kollar...
Hep açık.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...