













1990'lı yıllar İki Kutuplu Dünya Sistemi'nin yıkılmasına tanık oldu, oldukça yakın bir tarih hatta 12 Eylül 1980'den bile sonra.
İngiliz yazar Samuel
Huntington , dünya
sahnesinde ABD'nin yalnız kalmasından sonra kırmızı olan tehlike algılaması rengini yeşile dönüştürdü. U
luslararası ilişkilerde belirleyici olan unsurun değişik ideolojiler değil de değişik medeniyetler olacağını ve 21. yüzyılın medeniyetler çatışması ile geçeceğini elbette yıldız falına bakarak ortaya koymadı.
S.Huntington'un sınıflandırmasında; Türkiye, tarihi geçmişine ve müslüman nüfusunun çokluğuna rağmen İslam M
edeniyeti içerisinde gösterilmiyor ve
bu açıdan yalnız ülke durumunda. Dolayısıyla ABD müttefiki bir Türkiye'nin ABD tehdit algılamasında birinci sıraya yükselmesine yol açacak bir yanlışı İslam Medeniyeti içerisinde göstererek yapmamış oluyor. Başlı başına bu tarz bir düşünce bile, ortaya konan tezin ABD ile ne kadar dirsek temasında olduğunu da gösteriyor. Çünkü ABD de biliyor ki Türkiye kendi içerisinde bu çatışmaları yaşar, olgunluk gösterip yaşamaz ise kendileri istedikleri takdirde bu tarz çatışmaları arzulanan dozda ülkemize yaşatabilirler.
İsrail
ise Batı Medeniyeti'nin parçası olarak gösterilmekte. ABD'nin varlık sebeplerinden biri de İsrail'i korumak olduğunun yeni Başkan adaylarını tarafından söylenmesi bu durumda bir anlam kazanmakta tabii. İşin doğası gereği S.Huntington'un tezine karşı tezler de geliştirilmekte.Özellikle çatışma istemeyen, böyle bir çatışmanın insanlığa zarar vereceğini gören kimi akademisyen,düşünce ve din adamları tarafından. Gerçekte bu tez ABD yayılmacılığı ve dünya kaynaklarının kontrolünü elinde tutma çabasının altyapısından başka bir şey değil.
Yoksa AK Parti ile Aydın Doğan arasındaki çatışma da bir medeniyetler çatışması mı? İki taraf ya bir kaşık suda fırtına koparıyor ya da birbirlerini bir kaşık suda boğacak gibiler. Sahi Türkiye bir hukuk devleti değil mi? Bu çatışmaya uzaktan bakınca su kavgası yapan komşu çiftçiler aklıma geliyor.
bravo
TEBRİKLER