













Bu gün deseler ki; ders zili sizin için yeniden çalacak. Aynı okulunuzda aynı arkadaşlarınız ve öğretmenlerinizle okula gideceksiniz. Koşmaz mıyım? Kalbim çarpmaz mı? Defterlerimi, kalemlerimi, kitaplarımı tekrar tekrar düzenlemez miyim?
Okula gitme coşkusunu, mutluluğunu kim yasak edebilir bana? Kim beni mutluluğumdan edebilir? Kim beni öğreneceğim her harften, her rakamdan mahrum edebilir? Okula gidebilmek için harcanan onca çabayı kim görmezden gelebilir? Kim bana okula gitme diyebilir ve neden?
Kim beni eve hapsedip sizin için ‘iyisi bu’ diyebilir? Kim yerime düşünebilir?
Okuluma gitmeme engel olan her cehalet benim savaşmam gereken düşmanımdır. Ve beni bu tehditle karşı karşıya getirense dostum değildir.
Beni seven kişi benliğimi esareti altına almaz. Bana biçilen rolu oynarsam, hayat bir hapishaneden başka ne olabilir?
Ağlarını kurmuş örümcekler gibi ve bir sinek gibi avlamak istiyorlar beni. Cinayetlerinin nedenlerini yanlıca Allah bilir ya, yaşayan ölülere de çeviremezler beni.
Tüm kapılarını kilitleseler de okulların, ve hatta sandıkların, bedenimin ve ruhumun gardiyanı yinede benim.
Büyüdüğümde, hayatı tuzaklara ve ağlara dönüştürmemek için, hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair umutsuzluğumu yenmek için,gözle görünür bir kurban olmamak için, ben;
Teneffüste, öğretmenlerim camdan izlerken, dalgalanırken bayrağım, ülkemin dört bir yanın daki , görmediğim tanımadığım ama var olduğunu bildiğim arkadaşlarımla, el ele tutuşmuş büyük bir halkayla oyunumu oynuyorum…
Kutu kutu pense…
