













AKP iktidarının Kürtçe yayın yapan televizyon kanalı TRT Şeş
(Kanal 6), yayın hayatına başladı.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan hemen arkasından ikinci müjdeyi de verdi: Önümüzdeki öğrenim yılından itibaren Ankara ve İstanbul Üniversiteleri “Kürt Dili ve Edebiyatı” bölümlerini açacaklar.
Kürtçe
televizyon, İktidar ve yandaşları tarafından “Kürt sorunu”nun çözümü yolunda,
Cumhuriyet tarihinde atılmış en önemli adım olarak propaganda ediliyor.
Gerçekten
öyle midir? Kürt sorununun çözümünden gerçekten bir ilerleme mi gerçekleşti?
Gelişmelere biraz yakından bakalım.
DEVLET MARİFETİYLE
Birinci
olarak bilindiği üzere, TRT’nin Kürtçe yayın yapabilmesi için herhangi bir
yasal düzenleme yapılmasına gerek duyulmadı. TRT, sınırlı da olsa yıllardan
beri Kürtçe yayın yapıyordu. Ayrıca özellikle Bölgede yayın yapan yerel
televizyonlardan bazıları haftanın belli günlerinde ve belli saatlerde zaten Kürtçe
yayın yapıyorlardı.
Dolaysıyla TRT Şeş’in yayını ilk değildir. Sadece bir televizyon kanalının 24 saat, sadece Kürtçe yayın yapması bakımından bir ilktir. Öte yandan Kürtçe eğitim yapan çok sayıda okulun birkaç yıllık denemenin ardından öğrencisizlikten kapanması, son derece öğretici bir başka gerçeği gün yüzüne çıkardı. Demek ki “Kürtçe öğrenmenin” gerçek hayatta bir karşılığı bulunmamaktadır. Kürtçe öğrenmek, kişiye pratik bir “yarar” sağlamamaktadır. Bundan dolayı Kürtçe öğrenim kursları öğrenci bulamamaktadır ve kapanmak zorunda kalmaktadır. Ortaya çıkan bir gerçektir ki Kürtçe, Türkiye’de bu saatten sonra ancak “devlet zoruyla” öğrencilere öğretilebilir. Ve “devlet marifetiyle yaratılacak bir talebin” karşılığı olarak gerçek hayatta kendine bir alan açabilir.
Aynı durum “Kürtçe yayın” için de geçerlidir. Özel televizyonların Kürtçe yayın yapabilme olanağına sahip olması, yeterli talebin olmamasından dolayı kendisine bir “hayat alanı” bulamamıştır.
Şimdi devlet eliyle gerekli “hayat alanı” yaratılıyor.
BATI’NIN TALEBİ
İkinci olarak tespit edilmesi gereken olgu, TRT’nin bir kanalının Kürtçe yayına tahsis edilmesi talebinin Kürtlerden değil, Avrupa Birliği’nden ve Amerika’dan geldiğidir. Yıllardan beridir malum merkezlerden dillendirilen istekler bilinmektedir. Özellikle Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilgili raporlarında sıralanan “ödevler” arasında, Kürtçe yayın ilk sıralardaki yerini hep aldı.
Emperyalistlerden gelen bu taleplerin nedenleri bilinmektedir. Türk milletinin etnik temelde ayrışması, devletin etnik temelde yeniden yapılandırılması, tekil devletin sona erdirilmesi ve böylece Türkiye’ye yönelik Sevr hayallerinin hayata geçirilmesi için ortamın uygun kılınması. Türkiye-Batı ilişkilerinde 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşananlar, bugün adeta yeniden tekrarlanıyor. Aynı düşmanlar, aynı strateji, aynı talepler ve aynı işbirlikçiler. Ama bir fark var. Türk milleti, yüzyılın emperyalizmle mücadele tecrübesine sahip ve emperyalistler geçen yüzyılın kadiri mutlak gibi görünen “hâkimleri” değil.
PKK NE DİYOR?
Üçüncü olgu: Bugün var olan sorunun tarafları olarak PKK ve DTP; özetle, Kürtçe televizyon ile atılan adımı bir “aldatmaca” olarak tanımladılar.‘Kürtçe, eğitim dili (ana dilde eğitim) olarak kabul edilmedikçe, bütün yapılanların göstermelik olmaktan öte bir anlamı olmadığını’ söylediler. PKK’nın tavrı, “sorunun” Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması olayı olmaktan çıktığını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Gerçekten de Kürtlerin etnik farklılıklardan kaynaklanan taleplerinin tümü karşılanmış olmasına rağmen, “Sorun”un; en ağır biçimde hala gündemde olması ve giderek ağırlaşması, başka bir durumla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
"YOK OLMANIZ DİLEĞİYLE" Sen yok olma
Söylediklerinize inanıyormusunuz? diyeni samimi bulmuyorum.
doğru