













1821 yılında Moskova’da dünyaya gelmiş olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali’nden etkilenmiş bir ideolog olmanın yanı sıra, büyük bir romancıdır. Kanını emen bir tefeciyi katleden iyi niyetli Raskolnikov’u anlattığı Suç ve Ceza ile dünya edebiyat tarihine damgasını vurmuştur. Çarlık Rusya’sının sosyal patlamalarının içinde ortaya çıkan resmi ideolojiye aykırı ve devlet düşmanı görüşlere sahiptir gençliğinde. Düşüncelerinin bedelini uzun yıllar mahkûm olarak çeker. Ama vazgeçer bir süre sonra aykırı düşlerinden, her marjinal gibi o da terk eder çoğunluğa aykırı olan şeyleri düşünmeyi. Pan-Slavist ideolojinin ideologlarından biri olarak kabul edilen Dostoyevski’nin radikal düşüncelerinden vazgeçmesi, 1845’te Çarlık polisi tarafından tutuklanıp idama mahkûm edilmesinden ve idam edilmek üzere affedilmesinden sonraya denk gelir.
Edebiyat tarihinin en önemli dâhilerinden biri olan, aynı zamanda da filozof olarak da varoluşçu filozoflar arasında sayılan Dostoyevski, idam cezasının affedilmesinden sonra Sibirya’daki Omsk Kalesine sürüldü. Hayatının on yılını kapsayan ve kendisinin Ölü Ev olarak tanımladığı hapislik ve sürgünlerden sonra Ölü Evinden Notlar adlı eserini kaleme aldı. 41 yaşında Avrupa seyahatine çıkarak İstanbul, Berlin, Paris, Londra, Cenevre, Viyana ve Venedik’i gezdi. Yeraltından Notlar’ında, içki, kumar vb kötü alışkanlıklarla beslenen bohemliğin insan üzerindeki yıkıcı etkilerini tasvir etti. Ebedi Koca, Bir Yazarın Hatıra Defteri, Ecinniler, Delikanlı, Kumarbaz, Ezilenler, Kadın Budalası, Uysal Kız, Budala, Netoçka Nezvanova, Namuslu Hırsız, Ev Sahibesi, Yufka Yürekli adlarını taşıyan romanlar kaleme aldı.
1881 yılında geçirdiği mide kanaması sonucu hayata veda eden Fyodor Dostoyevski’nin en önemli eserlerinden birisi de, kırk beş yaşında iken kaleme almış olduğu Kumarbaz’dır. Dostoyevski’nin Kumarbaz’ı pek beğenilmez o günlerde. Haksız da değillerdir hani beğenmeyenler: Suç ve Ceza’nın başarısı üzerine yayıncı ile yapılmış bir anlaşma üzerine kaleme alınmıştır. Ücreti önceden tahsil edilmiş olan kitap, sözleşmenin belirlediği zaman geldiği için alelacele hazırlanmıştır. Özetle, o dönemde pek beğenilmez ama onu bugüne taşıyan en önemli eserlerden biri olduğunu biz biliyoruz. Usta romancı, tabir yerindeyse, aşktan ve kederden heder olmuş satırlarından acı damlayan bu hüzünlü eserinde, soylu, iyi eğitim görmüş bir genç olan Aleksi Ivanoviç’in yaşamını söz konusu edinir. Evinde kaldığı generalin çocuklarına öğretmenlik yapan Aleksey evin güzel üvey kızına âşık olur. Karşısında tüm onurunu kaybettiği sevdiği kadının (Polina) kalbine girebilmek için zengin olması gereken Aleksi, Polina’nın, mücevherlerini bir rehinciye teslim edere elde ettiği parayı kendisine teslim etmesinden ve kumar oynamasını emretmesinden sonra kendisini rulete verir. Gün geçtikçe kaybeder. Kazanma umudu büyüdükçe kayıpları çoğalır. Almanya’nın kumarhaneleriyle meşhur bir kaplıca şehrine gelen aileye odaklanan romanın kahramanı; Kumarı bırakacağım, der, hele şu kaybettiklerimi bir geri kazanayım da… Kaybettiklerini geri kazanamaz Aleksey, kumarı bırakacağı gün bir türlü gelmez. Yaklaşmak isterken âşık olduğu kadına, uzaklaşır sürekli… Sermaye biriktirme yeteneğinden yoksun olan Ruslar, ellerine avuçlarına geçeni de bir çırpıda har vurup harman savururlar... der bir yerde, elinde ne var ne yoksa yatırırken kumar masalarına. Bir yerde de, Zengin olmak için insanın elinde imkân yoksa kumar, sözgelimi ticaretten neden daha kötü olsun ki? diyerek kendi kendisini oyalamaya devam ederken, sefil bir hayatın içinde son çırpınışlarını da kumarın içinde yaşar. Battıkça batar Aleksey, çıktım, çıkıyorum derken… Umutlarıyla kumar fişleri alarak, düşlerini de gömer leş gibi tütün ve alkol kokan kumarhanelerin kirli masalarına…
Cemil Meriç’in Dosto diye andığı Dostoyevski, romanının kahramanı Aleksey’in gözünden kumar masalarının etrafından çöreklenen kumarbazlarının duygularını, öfkelerini, blöflerini, tehditlerini, acılarını, umutlarını, sevinçlerini, kayıplarını, kazançlarını, psikolojik varoluşlarını etkileyici cümlelerle tasvir eder. İyi ve kötü, mutlu ve mutsuz, zengin ve fakir, genç ve ihtiyar insanların ve en önemlisi de kendisinin kumar masalarına gömülen umutlarından bahseder.
Üstad aslında kendisini anlatmıştır eserinde. Öyle ki, eserini henüz kaleme almadan tahsil ettiği telif hakkını bile kumar borçlarını kapatmak için kullanmıştır. Kendisi de bir kumarbazdır yani. Kumarbaz, mutsuz, acı dolu ve talihsiz. Birçok kitabının telif ücretini de kumara yatırmıştır. Romandaki aşk kendi aşkıdır, romandaki kumar masaları, kendi talihini bağladığı kumar masalarıdır. Dostoyevski kurtulur bir gün kumar belasından, kurtulur da, Aleksey kurtulamaz zarlardan. Büyük bir borçla döner Moskova’ya, varını-yoğunu ve sevdiğini kaybetmiş ihtiyar bir adam olarak…
