Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Kültür
14 Mart 2010 Pazar 11:56
Harala güreleden yazmaya fırsat bulamadık... Kültür Bakanımız, “Bu
toprakların çocuklarıyla bu toprakların şarkısını söyleyelim” filan
diyerek, Şivan Perver’i sahneye davet etti ve koro halinde “Bir
Başkadır Benim Memleketim”i söylediler.
*
Halbuki, o
şarkı bu toprakların şarkısı değildir maalesef, İsrail ilahisidir...
Rabi Elmelek, 14’üncü yüzyılda bestelenmiş İbrani ezgisi... Çakmadır
yani.
*
Aslına bakarsanız, Kültür Bakanımız da, çakma AKP’lidir,
orijinal değildir. Silahlı kuvvetler hakkında atıp tutuyor ama, eskiden
Ordu’da avukattı kendisi... Sanatla manatla pek alakası yoktu.
Kendisinden önceki Kültür Bakanımız da “emniyet müdürü”ydü zaten.
*
E haliyle...
Çakma
sağcı kültür bakanımızın, çakma Memleketim’i söylediği dakikalarda,
Devlet Resim Heykel Müzesi’ndeki tabloların araklanarak, yerlerine
çakmalarının konduğu ortaya çıktı.
*
Böylece...
Karşısına
geçip, sağ elini çenesine, işaretparmağını yanağına koyarak “hımmm,
sürrealist” diye ahkâm kesen avangard arkadaşların, yıllardır, çakma
tablolara yorum yaptığı anlaşıldı.
*
Peki, “Kültürümüze kim sahip çıkacak, o tablolar nasıl bulunacak?” derseniz... Anlatayım.
*
Hadise, Uşak’ta geçiyor...
*
Soyguncu
köylüler, Karun Hazinesi’ni kaçak kazıyla soyuyor. Satıyor. Devletin
haberi yok. Ama, gel gör ki, soyguncu köylüler soygun parasını
kırışırken, kavga çıkıyor. Soyguncu köylüler tarafından “mağdur” edilen
soyguncu köylü, devlete ihbar mektubu yazıyor, “Soyuldum” diyor.
Kendisi gibi soyguncu olan köylüleri ispiyonluyor. Böylece, hazine
sahibi olduğunu bilmeyen devlet, hazinesinin soyulduğunu öğreniyor.
Soyguncu köylüler içeri giriyor, hazine buhar... Gel zaman git zaman,
soyulan hazinenin New York’ta satılmak üzere sergilendiği anlaşılıyor.
Devlet, Amerikalılara başvuruyor, “Bizden soyuldu” diyor. Amerikalılar
da, “Bi daha soydurtmayın” diye tembihleyerek, hazineyi devlete
veriyor. Soyulan hazine, soyulduğu yere, Uşak’a getiriliyor, müzeye
konuyor... Gel zaman git zaman, tarladan soyulan hazine, bu sefer
müzeden soyuluyor. Devletin gene haberi yok. Hazineyi müzeden soyanlar,
yerine çakmasını bırakıp, orijinal parçayı İstanbul’da satmaya
çalışıyor. Gel gör ki, alıcı kılığındaki alıcılar, soyguncu çıkıyor...
Hazineyi müzeden soyanları soyuyor. Hazineyi müzeden soyanlar
soyulunca, tırıs tırıs Uşak’a dönüyor, tanıdık bir polise haber
veriyor, “Soyulduk” diyor. Polis de soyguncu çıkıyor iyi mi...
Hazinenin soyulduğunu devlete haber vereceğine, alıcı kılığındaki
soyguncuların peşine düşüyor. Bulamıyor. Uşak’a geri dönüyor, hazineyi
soyanlarla buluşup, “Soyguncular kaçmış” diyor. Aralarında kavga
çıkıyor. Hazineyi müzeden soyanlardan biri, devlete ihbar mektubu
yazıyor, alayını ispiyonluyor. “Bunlar hem soydu, hem soyuldu, arada
ben mağdur oldum” diyor... Böylece, hazine sahibi olduğunu zanneden
devlet, hazinesinin soyulduğu öğreniyor. Birileri içeri giriyor, hazine
buhar... Amerikalılarla iade görüşmeleri sürüyor.
*
Dolayısıyla.
Devlet
Resim Heykel Müzesi’ni soyan arkadaşlar, eli kulağındadır, bugün yarın
birbirini ispiyonlar... Kültürümüzde sadece soygun yok çünkü, Allah’a
şükür ki, ispiyon da var... Tabloları bulamasak bile, en azından
akıbetini öğreniriz. Sıkmayın canınızı.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...