













Kendimizi öylesine kaptırdık ki şu son günlerdeki olumsuz, can sıkıcı gündeme, içimizin karardığını bile farketmekten uzak, sanki yaşam tarzımız buymuş, herşey ve tüm bu olanlar doğalmış gibi davranmaya başladık. Halbuki yaşam sadece olumsuzluklardan ibaret değil. Evet kaçamıyoruz pek çok şeyden, gündemi takip ediyoruz. Ülkede ve dünyada neler olup bitiyor, kim kimi taciz etmiş ya da etmemiş, kim azmettirmiş, kim ne demiş, ya da ne yapmış da suçlu bulunmuş. Özgürlüğün sınırları neymiş ya da ne olmalıymış. Özgürlüğün sınırlarını neler belirlemeliymiş. Evet bütün bunlar tabiki önemli, ancak yaşam sadece bunlardan mı ibaret? Ya da sadece bunlardan mı ibaret olmalı?
Hayır tabiki olmamalı. Ve herkesin kendisine özel bir gündemi de olmalı. Bu özel gündemi de herkes kendisi belirleyebilmeli. Yine bu gündem herkese göre değişebilmeli. Çünkü bireylerin mutlu olma yolları ya da mutluluktan anladıkları farklıdır. Ve bu da çok doğaldır. Yani sizi çok mutlu eden bir olgu bir başkasını sıkabilir veya mutsuz edebilir. Benim keyif aldığım bir şey başkasına anlamsız gelebilir. Bu durumu hem anlayabilmeli hem de kabullenebilmeliyiz.
Ve inanın kendi gündemlerimizi yaratmak için çevremizde o kadar çok fırsat var ki, yeterki bunları görebilelim ya da görebilmeyi başaralım.
Bu günlerde benim ve ailemin özel gündemi: “İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 (10-21 Mart 2011)”.
Başlığından da anlaşılacağı gibi beşincisi düzenlenen ve uluslararası olan İzmir Kukla Günleri, pek çok ülkenin katılımıyla gerçekleşiyor. Hangi ülkeler yok ki bu etkinlikte: Almanya, Amerika, Bulgaristan, Ermenistan, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Japonya, Rusya, Tayvan, Türkiye ve tabiki Yunanistan. Bütün bu ülke sanatçılarının ayrı ayrı sahneye koyduğu oyunları İzmir’in değişik semtlerinde ve değişik zaman dilimlerinde izleyebilmek mümkün.
Sadece kukla gösterileri ile sınırlı olmayan bu organizasyon, aynı zamanda “Dünya Gölge Oyunu Figürleri Sergisi”, “Karagöz Tasvirleri Sergisi”, “Fotağrafçı Gözüyle Kukla” gibi etkinleri içermesinin yanısıra, “Kuklalardan Yansımalar Psikodramada Kukla Kullanımının Yeri” ve “Gelenekten Geleceğe Gölge Oyunu” başlıklı sempozyumları da kapsamaktadır. Bunların dışında ise çocuklara kukla oyunlarını sevdirmeyi ve onları da işin içine katmayı amaçlayan “Kukla Oyunu Yarışması” da var.
Biz maalesef açılışı kaçırdık ancak, ikinci gün yani 11 Mart’tan itibaren programa dahil olduk. İzlediğimiz ilk gösteri AKM de Rus sanatçıların sunduğu “Four Hand Play”= “Dört Kol Çengi” idi. Bakın gösterinin tanıtım yazısında ne diyor: “İki kişi mi yoksa bir kişi mi? Kukla mı sihir mi? Ne olduğuna zor karar vereceğiniz, aksiyon, kahkaha, ilüzyon dolu, pantomim ve karışık bir çok tekniğin kullanıldığı olağanüstü dinamik bir gösteri. Dakikaların nasıl geçtiğini anlayamayacağınız oyun, daha önce izlediğiniz hiçbir gösteriye benzemiyor”.
Gerçekten doğru, daha önce izlediğimiz hiçbir gösteriye benzemiyordu. Hatta biraz daha ileri giderek, çok istememize rağmen Prag’ta bile böylesi bir gösteri izleyemediğimizi söylemeliyim.
Biz programları izlemeye devam ediyoruz. İzmir’in hemen hemen dört bir köşesine, sanırım herkes dengeli bir şekilde takip edebilsin diye dağıtılmış olan etkinlikler umuyorum herkes tarafından izlenir.
Ancak, Rus sanatçıların sunduğu yukarıda aktardığım program için AKM’nin kocaman salonuna girdiğimde çok şaşırdığımı ifade etmeliyim. Çünkü üçyüz kişilik salonda, sadece ve sadece elli kadar seyirci vardı. Ne üzücü bir manzara diye düşündüm! Ve neden insanlar televizyon kanallarındaki bütün bu can sıkıcı yayınlardan bir anlık da olsa kaçmak için, bu güzel gösterinin sahnelendiği salonu doldurmayı tercih etmezler diye merak etmekten kendimi alamadım.
İşte bu değil miydi, hala genel gündemden özel gündeme geçemediğimizi gösteren en güzel tablo! Az önce katılan ülkeleri saydım. Ülkeler, konular ve programlar çok renkli olmasına rağmen bu ilgisizlik niye?
Hatırlıyorum seksenli yılların hemen başında, Ankara Üniversitesinde öğrenci olduğum yıllarda, arkadaşlarla devlet tiyatrolarının o sezon sahneye koyduğu oyunların hepsini izleyebilmek için programı önümüze koyar, sonra hiçbirisini birbiriyle çakıştırmadan nasıl izleyebiliriz diye fikstür yapardık. Hem derslerimize gerektiği gibi zaman ayırır, hem de mutlaka sanat ile ilgili etkinlikleri gereğince takip ederdik.
11 Mart gecesi AKM nin bahsettiğim salonuna girdiğimde etrafıma baktım ve sadece beş ya da on öğrenci gördüm. Çünkü diğer konukların hepsi de bizim gibi çocuklarıyla gelmişti. Bu beni üzdü. Hem de çok üzdü. Sözünü ettiğim mekan İzmir’in merkezinde, ulaşım sıkıntısı olmayan Konak’ta idi. Davetiyeler üniversiteden ücretsiz temin edilebiliyordu. Buna rağmen katılım böylesine az, böylesine kıt idi.
Öğrencilerime hep söylerim. Yaşınızın gereğini yaşayın, öğrenci olmak demek sadace ders çalışmak demek değil. Ama aynı şekilde öğrenci olmak demek bütün gün kahve köşelerinde okey oynamak demek de değil! Disiplinli ve düzenli olup, programlarımızı iyi yaparsak zamanımız herşeye yeter. Kültür ve sanat etkinlikleri bizleri besleyen can damarlarımızdır. Bu tür etkinliklere mutlaka zaman bulabilmeliyiz.
Aksi takdirde yarım kalırız. Bir şeyler hep eksik olur.
üzgünüm:(
kuklalar