













Küçük insanların büyük dünyaları ve büyük insanların küçücük dünyada sıkışıp kalmış umutları. Hayaller kimsesizliğinin sessizliğine gömülmüş sel sularının sürüklediği özlemler. Ve akıntı önüne katıyor acıların da yalnızlığını. Bir yanda yokluğun mezarı diğer yan bilinmezlik. Bir yan tarihte yaşanmış darbelerin izini hala taşırken yanı başımızda diğer yan balıkların denizde yaşama savaşı. Ve insanlığın onlara hayranlığının ezgisi deniz yosunlarının sessizliği, martı kendine düşecek minik bir balığı beklerken doğanında acımasız dengesine paralel çıkarıyor kendi saf çığlığını. Sahi adı neydi bu martının…
Küçük insanların hala büyük hatta kendinden de büyük dünyası. Denge savaşı verirken mi yitiriyoruz asıl yaşanması gereken zaman ve anları. Cidden yaşamın kendimize bir soluk kadar uzak olduğu hayta hayat da mı kapılıyoruz maddenin büyüsüne. Ya yakamoz gülecek ya da yıldızlar bu gece hayal vakti. Hangisi önce ama hangisi. Ben biliyorum önce yıldız gülecek, hani şu saman yoluna kapılmış dün bulutlu bir gökyüzünde tutsak olup ta bugünü iple çekmiş kutup yıldızı. O gülerken birileri gözyaşlarının yanaklarında kuruduğu sevdiklerini yitirmenin hüznüne gömecek başını. Zaman diyecek herkes yine bilindik yine tek teselli cümlesiyle. Ama bence zaman, yine en nankör oyununu oynayacak başka da bir seçeneği olmadan acıtarak geçmişi.
Küçük insanların kocaman dünyaları. En bebeğinden en yaşlısına en zengininden en yoksuluna giderken arkalarında bırakacakları sadece yarım kırık bir ezgi. Madde bu dünyada kalacak ya geride kalanlara uzun vadede yoksulluk yada içsel bir zenginlikle “merhumu nasıl bilirdiniz” sorusunun gerçek cevabı.
Yaşarken öğreniyoruz evet ama yinede dileğimiz zaten bildiklerimizden farklı yaşamak. Kral olmak ama karabasanlara boğdurmamak düşlerimizi, vezir olmak ama ezdirmemek en içten buselerimizi. Bilmediklerimizi yaşamak “tarihin tekerrüründen” ışık yılı kadar uzak en yaşanası düşlerimizi. Yaşarken öğreniyoruz evet; belki de ayıbıdır öğrenemediklerimiz geçmişimizde, kendimize uzak düşen kelebek ömrüne paralel ulaşamadığımız hedeflerimiz.
Küçük insanların kocaman dünyalarında rastladım bakışlarının ışıl ışıl sevgisine. Keşke o ışıltı büyük insanların küçük dünyaları kadar dar ve çıkmaz bir sokağa girmeseydi. Çıkmaz sokaklar, döner dolaşır kendine gelir bilirsin aymaz sevdalar gibi. “Dön dolaş yine bana gel” der gibi ezgisinde…
Küçüğüz evet küçücük. Küçük insanlarız ve küçüklüğümüze laf söyletmeyecek kadar gururlu hayallerimiz. Küçüğüz evet hala küçük ama kalın zincirlere direnecek kadar sağlam ve istikrarlı kimliğimiz. Birde ne hikmetse bağbozumlarına denk düşer her yenilgimiz. Ki zaten küçük kimliklerimizde uzak yaşamlarımızla yakınlaşmaya çalıştığımız kendi iç benliğimiz.
Küçüğüz evet hala küçücük ama kalın zincirlere direnecek kadar sağlam ve istikrarlı kimliklerimiz…
