Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
KPSS
24 Ağustos 2010 Salı 09:35
Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda dümen yapıldığı...
“Öğretmen”lik sınavında 120’de 120 doğru çıkaranların, cemaat-tarikat
mensubu olduğu... Tesadüfe bak, karı-koca veya aynı evi paylaşan
tiplerin, imkânsız skora ulaştığı... Soruların sızdırıldığı, iddia
ediliyor.
¡
Sene 1943.
¡
Ankara Atatürk Lisesi’nin en
pırıltılı iki öğrencisi -birbiriyle canciğer- devlet bursuyla
yurtdışında eğitime gidebilmek için, Milli Eğitim Bakanı’nın makam
odasına girerler. Bakan bakar çocuklara, “sen oğlum, fazlasıyla hak
ettin, gideceksin” der... Sonra öbürüne döner, “sen oğlum, fazlasıyla
hak ettin ama, gönderemem, kalacaksın” der. Çocuklar çıkar odadan...
¡
“Kalan”
elini cebine sokar, yıllardır biriktirdiği harçlıklarını “giden”e
uzatır, al bunu lütfen, hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim
der... Kucaklaşır, vedalaşır iki arkadaş.
¡
Giden, Gazi Yaşargil.
¡
Kalan, Can Yücel.
Milli Eğitim Bakanı’nın oğlu!
¡
“Torpil
yapıldı” demesinler diye, hak ettiği bursu alamayan Can, hiç kırılmaz
babasına... Vekil oğlu olmak, hep ağır gelmiştir ona zaten... Protokol
“portakal gibi bi şey”dir onun için, bi kez olsun binmez makam
arabasına... Türkiye’nin en heyecan verici şairi olur, diliyle,
zekâsıyla eşsizdir ama, bana göre en muhteşem şiiri, boyun eğmeden
yaşadığı hayatının ta kendisidir... “Ömrümce muhalif yaşadım, onun için
kan grubum RH negatif” der... İçeri tıkılır, kitapları toplatılır,
tınmaz bile... Alnı açık yürür, Cambridge’e gitmeyi başarır.
¡
Gazi,
İsviçre’ye gider, Almanya’ya, oradan ABD’ye... Beyin cerrahisinde çığır
açar, ordinaryüs olur, ABD’de “yüzyılın adamı” seçilir. Türkiye ise,
askerlikten kaçıyor diye, vatandaşlıktan atarak ödüllendirir onu!
Vatansız kalır... Sonra utanıp, Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet
Madalyası ve Milli Egemenlik Onur Ödülü verdiler, orası ayrı.
¡
Gazi’nin oğlu olur, “Can” adını koyar...
Can’ın
oğlu olur, Gazi elinden tutar, cerrah yapar... “Rengahenk” isimli
kitabını Gazi’ye ithaf eder Can, “Beynin Piri Reis’i” der arkadaşı için.
¡
Ve,
son nefesini verirken, ABD’den gelen oğlu, kulağına eğilir Can’ın,
“Gazi’nin selamı var, seni çok seviyor” der... Can’ın duyduğu son
sözlerdir bunlar, gülümser, kapatır gözlerini.
¡
Aynı dakikalarda,
binlerce kilometre uzakta, Can’dan gelen paketi açar Gazi...
Arkadaşının son eseri “Mekânım Datça Olsun” isimli kitap çıkar
içinden... Açar kapağını, bakar ilk sayfasına ve ağlayarak okur, son el
yazısını: “Gazi, gözümün bebeği, giderayak...”
¡
Offf, of.
¡
Öz
oğluna bile hak ettiğini vermeye utanan Milli Eğitim terbiyesinden...
Torpille, tezgâhla, şaibeyle kaynamaktan utanmayan Milli Eğitim
zihniyetine.
¡
Dönem arkadaşına cebindeki parayı, üstüne yüreğini
çıkarıp veren pırıl pırıl öğretmen oğlundan... Dönem arkadaşının
cebindeki parayı, geleceğini çalan ahlaksız öğretmen bozuntusuna.
¡
Değerli öğretmen adayları...“Her Şey Sende Gizli” şiirinde şöyle der Can:
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki...
Ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi...
¡
Sakın bitti sanma...
Her şey sende gizli.
Boyun eğme asla.
Cumhuriyet’e sahip çık.