Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Kozayı Yırtmak
08 Şubat 2009 Pazar 16:41

İnsanın ruhu, yaralanan, acı çeken, kanayan ve ağrıyan bedenine hapsedilmiştir. Sonsuz özgürlük potansiyelini içinde taşıyan ruh beden tarafından tutsak edilmiş, bedene endeksli yaşam biçimleri ve değer yargıları, insanoğlunu gönüllü bir esâretin zavallı tutuklusu kılmıştır. Yetişme tarzı, gelenek ve toplumsal değerler insanı görünmez bir hapishâneye tıkmış, insanların çok azı dışarı çıkabilmeyi başarmışlardır, başarmaktadırlar.

 

Dışa Yolculuk

 

Modern İngiliz romanının en büyük kurucu isimlerinden ve modern romancılığın en etkileyici üslup biçemlerinden biri olan bilinç akışı yönteminin hanımağası olan Virginia Woolf, 1895 yılında gazetelerde yayınlamaya başladığı kısa öykülerinin ardından 1915 yılında yayınladığı ilk romanı Dışa Yolculuk’ta, bu tür bir dışarı çıkma girişimini betimlemektedir. Zengin bir armatörün kızı olan Rachel Vinrace’in kozasını yırtma sürecini anlattığı eserinde Woolf, annesinin ölümünden sonra bir tür içe kapanma dönemi yaşayan Rachel’in, dayısı ve yengesi ile birlikte, babasına ait olan Euphrosyne isimli gemiyle, 24 yaşında iken çıktığı Güney Amerika seyahatini ve bu seyahatin ardından genç kızın geçirdiği psikolojik evrimleri anlatmaktadır.

 

Babasının gemisinde tanıştığı Dalloway çifti ile geçirdiği zamanın büyüsüne kapılan, ancak politikacı Bay Dalloway’ın, yalnız kaldıkları bir anda kendisini öpmesiyle tuhaf ruh dalgalanmaları yaşayan ve sonrasında dayısının adadaki köşkünde geçirdiği uzun tatil sırasında genç yazar Terence Hewett ile tanışan ve onunla hayatının şekillenmesini sağlayacak eşsiz günler geçiren Rachel’in, kapalı bir çevrede geleneksel bir yetişme tarzının ürünü olan bu genç kızın öyküsü, okuyucuyu, henüz 13 yaşında iken annesini kaybeden ve 75 yaşında ölen babasından da ölene kadar nefret eden Woolf’un biyografisine götürmektedir.

 

Dışa Yolculuk, yazarın ilk romanı olması açısından önemli olmasının yanında, yazarların, ilk romanlarında genellikle kendilerini anlattıkları gerçeği açısından da dikkate değerdir. Bu bağlamda, Woolf ile Rachel arasındaki özdeşlik, yalnızca annelerini erken yaşlarda kaybetmiş olmaları ile sınırlı olmayıp, kendilerinin seçmedikleri şartlara hapsedilen iki genç kız olarak, farkına vardıkları dış dünyayı keşfetme heyecanı açısından da öne çıkmaktadır.

 

 

Woolf’un “Dışa Yolculuğu”

 

Türk romancılığından en önemli temsilcisini Oğuz Atay’ın ve kısmen de Orhan Pamuk’un romanlarında bulan bilinç akışı tekniğinin yaratıcılarından biri olan Woolf, kendi kozasını, babasının 1904 yılında ölmesinin ardından taşındığı Bloomsbury’de yırtmıştır. Onun dışa yolculuğu, cinsel özgürlüğün savunulması açısında radikal bir düşünce yapısı geliştiren ve içlerinde, John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü isimlerin bulunduğu entelektüel Bloomsbury çevrelerinde başlamıştır. Yazar, ağır bunalımlar ve yorucu melankolilerle dolu hayatının en özgür dönemlerini burada yaşamıştır. Burada kendi kendisinden özgürleşmiş, feminizmin en önemli isimlerinden birisi olmasını sağlayacak olan eserlerinin hamuru burada mayalanmıştır.  

 

Çağının en ünlü yazarlarından biri olup, XVIII. Yüzyılda İngiliz Düşünce Tarihi isimli yapıtın yazarı olan babası Sir Leslie Stephan tarafından dinsel ve geleneksel baskıdan âzâde yetiştirilmiş olsa da, Viktorya Çağı’nda doğmuş ve büyünmüş olmasından mütevellit bir özgürlüğe açlık içinde olan Woolf, Bloomsbury’de, bir süre Lytton Strachey ile nişanlı olarak kalmışsa da, daha sonra ondan ayrılarak Yahudi asıllı yayıncı Leonard Woolf ile hayatını birleştirmiştir. Leonard ile olan evliliği kendisine romantik ve cinsel bir doyum sağlama konusunda yetersiz kalsa da (Woolf’un kadınlara da ilgi duyduğunu belirtelim) kitaplarını bastırabilmesi için önemli bir fırsat sağlamıştır. 28 Mart 1941 yılında evinin yakınlarındaki bir nehre atlayarak intihar ederken eşine bıraktığı mektubundaki sözlerine bakarsak, onunla birlikte düşünebildiği en mutlu hayatı yaşamıştır.

 

Woolf’tan Kalan

 

 Dışa Yolculuk’un Rachel’i, Hewett ile geçirdiği günler sayesinde özgürleşerek kendisi olmayı, kendisinin dışına çıkabilmeyi, kendisini dışarından görebilmeyi ve betimlemeyi başarabilmiştir. Kendi hapishânesinden kurtulmuş, kendisini tanıma talihliliğine erişmiştir. Ya yazar? Onun yolculuğu?

 

Virginia Woolf’un dışa yolculuğu, ürkütücü bir nehrin soğuk ve karanlık sularında sona ermiştir. Ancak sona eren, ruhunu hapseden bedeninin yolculuğudur. Onun ardında bıraktığı miras, bugün milyonlarca kadın için ilham kaynağı olmaktadır ve modern kadının yaratılmasındaki faktörlerden birisi de, kuşku yok ki, Woolf’un edebi ve düşünsel mirasıdır.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR