













Nasıl bir akıl tutulması yaşıyoruz anlamadım. Ya ben kör oldum göremiyorum ya da herkes kapattı gözünü daha da kötüsü görüp söylemiyorlar, yani kişisel menfaatleri için barıştan, huzurdan, mutluluktan, vazgeçiyorlar. Çin’deki vahşetle ilgili zerre eleştiriyi kabul etmiyorlar. Üstüne üstlük eleştirdiğiniz zaman, ideolojilerinden kopamayan her olaya kendi ideolojilerinin emrettiği gibi bakan at gözlüğü takmış sığırlardan biri oluyorsunuz. Bilmezler ki sığır kime denir?
Ben körüm.
Çin’deki vahşetin aslında ABD patentli olduğunu göremiyorum. Bütün dünya küresel ekonomik krizdeyken, ABD finans piyasasının ağır abisi General Motors bile iflas koruması isterken, Çin kapitalizmi ABD pazarının nerdeyse tamamına hakim olma yolundayken,Dünya Bankası, Çin’in birinci 6 aylık dönemde yüzde 11,5 büyüme gerçekleştirdiğini ikinci 6 aylık dönemde yüzde 17,5 büyüme beklediğini açıklarken, Çin’in kendi halkına göstermediği ayrıcalıkları (Sınavlarda Uygur Türklerine ekstra puanlar, Çinli her aileye çocuk sınırlaması getirilirken Uygur Türklerine böyle bir dayatmanın soykırımı anımsatacağı gerekçesiyle sınırlama getirilmemiştir.) birden bire bugüne kadar hiç sorun yaşamamış olan özerk bölgelerinde yaşayan Uygur Türkleri ayaklanıyor. Ve siz “ Çin’de olanlar vahşettir ama işin birde bu boyutu var” dediğiniz anda, başka fikirlere beyinlerini ve kulaklarını kapatmış sözde aydın, sözde elit kesim insanları sizi ideolojilerinden kurtulamamış, akıl tutulması yaşayan, insanlığın ölümü karşısında Çin sırf Komünisttir diye sesini çıkarmayan, “nasıl olsa liderim okumuştur” diyerek okuma ihtiyacı dahi hissetmeyen lider esiri insanlar topluluğu olarak nitelendiriyor.
Evet, ben körüm.
Uygur Türklerinin anası olarak takdim edilen Rabia Kadir’in CIA ajanı, Fethullah’çı ve Bush’un kızı olduğunu görmeyecek kadar körüm.
Kendi cemaatimin liderinin neden ABD’de bu kadar desteklendiğini sorgulamayacak kadar lider esiriyim.
Benden olan herkesin iyi olduğuna, bizim dışımızdaki herkesin “din düşmanı”, “komünist”, “Bölücü” olduğuna inanacak kadar akıl tutulması yaşıyorum.
Hiçbir cemaate bağlı olmayan ben, bağımsızlığı şiar edinmiş ben liderimin (kimse o lider benim bile haberim yok) evet dediğine evet hayır dediğine hayır diyeceğim. Ondan sonrada aklın üstünlüğünü, bilimin gerçekliğini savunacağım. İşte ben bu kadar düşünce hastasıyım.
Onlar her şeyi okumuştur ama ben kendi fraksiyonumun dergilerinden ve bültenlerinden başka bir şey okumam. Buna rağmen onların cemaatini ve işleyişini onlardan iyi biliyorum. Nasıl oluyor bu iş? Allah aşkına anlatsın biri bana.
O kadar çok kapatmışlar ki gözlerini, liderlerinin “yazdım” dediği kitabın çalıntı olduğunu bile bile hala sanki hocalarının kitabıymış gibi sahip çıkıp, okuyorlar.
Bütün bunları bide, lise seviyesinde ki entelektüel düzeyde yapıyorlar. Eminim ki kendilerinin dahi anlamadığı “BTM’lerinden” sadece işittikleri sözleri iliştirirler yazdıkları satırlara.
“Bana anlatın bakayım Kurtuluş Savaşını” derseniz en tepeden en aşağıya herkes aynı cevabı verir.
Neden?
Çünkü onlara ezberletilen o. Sen niye düşünüyorsun ki bak “Zamanın Harikası” yazmış. Sen sadece bunu ezberle. Hani derler ya “Dinime küfreden bari Müslüman olsa.” o hesap işte.
Unutmadan, yalan yanlış şeyler yazıp günaha girmeyin. Öbür dünyada davacı olurum iftiradan fena yanarsınız. Komünist değilim. Ama merak ediyorsanız söyleyeyim. Düşüncelerin hiç birinin esiri değilim. Elbette kendimi yakın hissettiğim bir ideoloji var. (Şimdi açıklarım ideolojimi, ideolojilerden çakmıyorsunuz fazla kafa karıştırmayayım.) Sizin gibi ideolojileri gömlek olarak görmüyorum. Aksine iyi bir ideolojik terbiye almış kimse yalanda söylemez, iftirada atmaz, günaha da girmez. Eksikliğiniz burada işte. Beslendiğiniz bir kültürünüz yok. Hangi sağ parti iktidardaysa onun yardakçısısınız.
Ben bütün bu satırları niye mi yazdım?
Kerameti kendinden menkul zat-ı muhteremler ağzımızı açmamızı bekliyorlar. “Aman ağzını açsada biraz taşlasak” diye pusuya yatıyorlar. “Olaya farklı bir açıdan bakıladabilir” dedim üşenmemişler oturmuşlar yazılar döşemişler. “Farklı fikir kat-i süratle dillendirilmeye söyleyenin derhal kellesi vurula” terbiyesinden gelenler “Söz ola kestire başı” mısrasını kural edinmiş olanlara ince bir cevap olsun diye.
Bakın Lord Chesterfield taa ne zaman cevap vermiş bunlara.
“Öğrendiklerini
bir saat gibi cebinde taşı...
İkide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkartma...
Eğer biri sana saati sorarsa söylersin, ama her saat başında sorulmadan saat
kulesi gibi ötme...
Söylediklerini duyurmak için hiç kimseyi kolundan tutma, çünkü insanlar seni
dinlemeye istekli değillerse, onları tutacağına çeneni tutman daha iyi olur...”
özcan deniz
...
Cehalet...