













Siyah Pembe Üçgen Derneği...
Kapatılmadı.
¡
İzmir’de Esra ve Ayşe’yle birlikte seri katilin kurbanı olan travesti Azra’nın öyküsünü yazmıştım dün... Ve, sayın devletimizin dava açarak, “eşit birey” olmaya çalışan Azra’ların üyesi olduğu Siyah Pembe Üçgen Derneği’ni kapatmaya çalıştığını anlatmıştım.
¡
Savcı “Olmaz öyle şey” dedi.
Hâkim “Tabii ki olmaz” dedi.
Avukatlara gerek kalmadı.
¡
İnsan onur
duyuyor böyle savcıların,
böyle hâkimlerin varlığıyla... Bu
“devlet”te
yaşama ümidimizi yeşertiyorlar.
¡
İnsan önemlidir çünkü...
En önemli.
¡
Hadi gelin, adam gibi adam, bir başka “insan” öyküsü anlatayım size...
¡
Kız babası...
İki kızı var.
İkisi de üniversite öğrencisi.
Biri İstanbul’da okuyor.
Biri ABD’de.
Kendi İzmir’de.
Devlet görevlisi.
¡
Huzurlu, mutlu bir aile.
¡
ABD’de okuyan
kız, hem okuyor, hem harçlığını çıkarmak için çalışıyor, bir Türk
patronun yanında... O ne? Başına bi ağrı saplanıyor çocuğun, çok
şiddetli, fenalaşıyor, yığılıyor. Apar topar hastaneye götürülüyor, ki,
beyin kanaması... Kızın patronu, babayı arıyor, baba beyninden vurulmuşa
dönüyor. Dedim ya, devlet görevlisi, derhal Vali’ye çıkıyor, izin
alıyor, eşiyle birlikte biniyor ABD uçağına... Eşi, yani anne, emekli
polis... 11 saat yol, 111 sene gibi geliyor. Varıyorlar, evladın bilinci
kapalı, ameliyata giriyor. Ana baba, yoğun bakımın kapısında
yaşlanırken, o şehirde yaşayan Türkler geliyor, beş kişi,
on kişi,
elli kişi, tanımıyorlar aslında, duymuşlar, geliyorlar, geçmiş olsun,
yapabileceğimiz bir şey var mı, dünyanın öbür ucundaki Türkler birbirine
sarılıyor, dua ediyor, eğitim için o şehirde bulunan Türk polisleri
geliyor, genç polisler, siz gidin dinlenin, biz bekleriz diyorlar...
Ameliyathanenin kapısı açılıyor, ki, Allah’a şükür, erken teşhis, doğru
hastane, doğru doktor, evlat kurtuluyor. Gözünü açana kadar bekliyor
baba, konuşuyor kızıyla, eşini orada bırakarak, dönüyor Türkiye’ye,
İzmir’e... Görevinin başına geçiyor, aklı orada.
¡
Şak...
Esra öldürülüyor.
N’oluyor demeye kalmadan, Ayşe öldürülüyor, İzmir’de herkes diken üstünde, Türkiye seri katili konuşurken, Azra öldürülüyor... Hepsi 48 saat içinde.
¡
Baba, topluyor ekibini...
48 saattir
uyumamış, evine bile gitmemiş, topluyor ekibini,
“Bakın arkadaşlar”
diyor
... “Bu şehrin insanları bize emanet... Ben kendi payıma bu
öldürülen çocukların ana babalarının yüzüne bakamam, biz bu katili
yakalamadan bir günahsız evlat daha öldürülürse, bu mesleği bırakırım,
evinize bile gitmeyeceksiniz,
herkes kendi evladının katilini
arar
gibi arayacak!”
¡
Ve o katil...
“Evine gitmeyen
babalar”
sayesinde, bir evladın daha kanına
giremeden
yakalanıyor.
¡
Evet...
O baba, Ercüment Yılmaz.
İzmir Emniyet Müdürü.
¡
Aklı kendi
evladındayken, bizim evlatlarımız için
“evine gitmeyen
babalar”ın
müdürü.
¡
İnsan onur duyuyor böyle savcıların hâkimlerin polislerin varlığıyla... Bu “devlet”te yaşama ümidimizi yeşertiyorlar.