













Ağaçların sıklığından ormanı görememek ...
Yazmak , değinmek istediğim çok konu var.
Nereden başlayacağımı, önceliği hangi konuya vermem gerektiğine karar veremiyorum.
Gündem öyle çabuk ve öyle farklı konularla değiştiriliyor ki; yetişebilene aşkolsun.
Hükümet, cemaat, PKK ve muhalefet sanki bilinçli olarak köşe kapmaca oynatılıyor ve biz vatandaşlarda onları takip edebilme adına bir sağa bir sola bakmaktan şaşı oluyor, serseme dönüyoruz.
Yaygın medya deseniz elinde bir avuç tuz, koşanı kovalıyor.
Bertaraf olmamak adına bitaraf olanlara her gün bir yenisinin eklendiğini görmek, insanlarımızın günden güne omurgasızlaştığına şahit olmak içimi acıtıyor.
Sekiz senelik AKP hükümetinin ülkeyi getirdiği noktada ; artık sorumlu olarak yanlızca bu hükümeti işaret etmek bence büyük haksızlık ve hâtta sorumluluktan kaçmak olur.
Artık başımızı kumdan çıkartıp halk olarak nerede yanlış yaptık sorusuna cevap aramalıyız. Biz vatandaşlar da en az AKP hükümeti, muhalefet partileri, aydınlar (!), yazar-çizerler kadar suçluyuz.
Görmek, anlamak istemedik.
Önce belediyelere yerleştiler, kaçak inşaat yapmamıza göz yumdular; elektriği, suyu kaçak kullandık; sonra gecekondularımızı apartman yaptık, iyi kötü alt yapı falanda yapıldı..ehh işte idare eder dedik, her doğal afette canımızı, malımızı bedel olarak ödedik, ödemeye devam ediyoruz.
Sonra kredi kartları dağıtılmaya başlandı, kredi kartlarımızla tüketime katkı sağlayalım diye her köşe başına bir alışveriş merkezi yapıldı. Biz çılgınlar gibi alışveriş yaparken, yapılan özelleştirmelerin farkına varamadık, çıkarılan kanularla haklarımızın gasp edildiğini anlamadık. Kurulan alternatif sendikalar ve derneklerle sosyo ekonomik ve kültürel dokumuzun nasıl tahrip edildiğini görmedik. Elektrik, su, telefon , doğal gaz faturaları ile inceden inceye üzerimize yüklenen külfeti hissetmedik.
Televizyonlarda yarışma proğramlarını, dizilerdeki sanal hayatları izleyip sanal mutluluklar, öfkeler, aşklar, hüzünler yaşadık.
Erzağımız veriliyor, kömürümüz dağıtılıyor, yeşil kartımız cebimizde, çocuklar cemaate emanet şükür bu güne geldik.
Üretmedik yanlızca ÜREDİK ve TÜKETTİK..
veee yolun sonuna geldik.
Kaynaklarımız tükendi, bankalara olan borçlar böbrek sattırmaya başladı, yuvalar yıkılıyor, intiharların , cinnet geçiren insanların sayısı her geçen gün artıyor.
‘Ne olacak bu memleketin hali ‘diyenlerin sayısıda tabii.
SAHİ NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ??
Hepimizde yaygın bir düşünce vardı..
Silivri’ de zorunlu tatile mecbur bırakılan gerçek aydınlar, yazarlar “ AKP hükümeti memleketi felaketin eşiğine sürüklüyor, ülkenin tüm varlıları yağmalanıyor, yok pahasına satılıyor, yolsuzluklar aldı başını gidiyor, teröre taviz veriliyor vs. dedikçe, feryat ettikçe “ ; biz; ‘’ Yoook canım.. O kadarda değil yani.. Asker izin verirmi..Fazla ileri giderlerse, biniverir tepelerine’’ düşüncesi ile sorumluluklarımzı TSK’ya yükledik. Çünkü hep öyle oldu. Ne zaman işler çığrından çıksa Asker olaya el koydu ve bizler Ordumuzla grur duyduk..’’ Anarşizleri ordu temizledi’’ diye, sonra DARBECİ dedik yerden yere vurduk.
Bu kez asker kesin kararlı. Darbe yapmayacak.
Artık vatandaşlar olarak bizlerinde sorumluluklarımızın bilincine varmamız, üreten, düşünen, sorgulayan, karar verme yeteneğine sahip vatandaşlar olmamız gerekiyor.
12 Eylülde yapılacak olan referandumda vereceğiniz oylar aynı zamanda rahmetli Aziz Nesin’in yıllar önce yaptığı saptamanın tescili olacak.
‘EVET ‘ biz aptal bir milletiz;
‘HAYIR’ Aziz Nesin yanılıyor.
Umut benim yarınım. Çocuklarımın, torunlarımın, ülkemin geleceği.
O’nu kaybedemem .
Sizde kaybetmeyin.Geleceğinize, yarınlarınıza sahip çıkın.
