













Bahar, en çok da baharı bekleyenleri aldatırmış. Kim masum ki?
Üstelik fena halde beyazlamış saçların zamana sorusu kalmamışken.
Dünya kır kahvelerinde her sabah kendini yeniden doğuruyorken, dar kapıların ardında gözlerini uykuya yummamış onca insan varken; anlamıyorum bu fırtına neden kopmaz?
Sandalları kayalıklara savuran dalgalar, suskun bir aşkın son kadehinden hesap sormaz, neden? Kendisini külle adlandıran akşamlar, bir çınarın dalından düşen yaprağın cenazesini neden yerde bırakır?
Geçersiniz; dar sokaklarda adımlarınızı sesi kalır. Yenilmiş adamların sözcüklerini fısıldar rüzgar. Malum; geçersiz ayrıntılar kadar zaman kaybıdır perdelerin sessizliği. Peki.
Sönmüş ışıkların konuşmadığı nedir? Bunu öğrenmek için sözcükleri sınamak gerekir. Esirgenen nedir, şarkıların içindeki sızılı şelale nereye dökülür?
Kendi halinde belirgin bir huzursuzluktan bahsediyoruz belki de. Başka dillerin yabancılaşması yapışmış yakamıza. Yaşamı idare ediyoruz. Üşümemeyi idare ediyoruz. Acıkmamayı idare ediyoruz. Birikmiş voltaları idare ediyoruz. Cemaati, hükümeti, Kıbrıs’ı, hecklenmiş yazıları, uzakta mıhlı duran dostları, yazamadığımız mektupları idare ediyoruz. Bundan her şişenin dibinde biraz daha unutuyor, her sabah ölüme biraz daha yakın uyanıyoruz. Ertelediğimiz ne ki? Nereye kadar? Neden? Ne gerek var? Hiç!
Orada son ışıklarını da söndürdü mutlu olanlar. Reklam arasında sevişmelerin telaşından kurtulmalarının üstünden hayli geçti. Fırtına sözcüğünü yıllar var ki cümle içinde kullanmayanlar için uyku vakti. Savrulan rüzgarda savrulan yaprakların kederini duymayanlar için düştü havaya cemre.
Yorgun olanlar için sözcüklerimiz tükendi. Buram buram, poyraz, hoyrat, illet, şiir, yılların hesabı, çekip gitmek, çakılıp kalmak… geçersiz onlar için. Bu sayfayı da kapatalım sezdirmeden. Oldu. Siyahtan, hele satenden bahsedecek değiliz burada.
İnsan kirletilmemiş bir bahara inanmak ister, en azından içtenlikle bakabilmek için ötekine baharı gereksinir bazen. Unutanlardan beklediği bir şey kalmamış olanların, anımsadığını iddia edenlerle paylaşmak istediği budur belki de? Lan bu da müphem! Islak kek gibi, hayvanat bahçesi gibi kötü bir bahene üstelik!
Yine de sormak gerek belki de, yanılmak ya da yüzleşmek için!
Kim?
Neden?
İçimin avlularına döneyim bir süre. İçimin avlularında dinleneyim bir süre. İçimin avlularında gezineyim bir süre. İçimin avlularında ışıkları söndüreyim bir süre.
Kim masum ki?
DOĞRUDUR...
.