Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Saygı Yalman
saygi@haberajans.com
Kerem'ler Gibi Yanalım!
03 Nisan 2010 Cumartesi 02:14
 

Bir çoğumuz biliriz, aslında halk hikayelerimizin yaşanmışlıkların sevdalarını ‘Kerem ile Aslı’, ‘Tahir ile Zöhre’ vb. destanlarından…

Anadolu’nun dört bir yanında bulmak mümkündür tarih boyunca Keremleri, Aslıları, Tahirleri, Zöhreleri…

 

Kerem ile Aslı

Acıdır Kerem ile Aslı’mızın yaşamı! gel gelelim yaşamak o günde kalsaydı da keşke deriz hep. Kalmadı ya o günlerde, kazındı yüreklerine kimilerimizin!.

Bir çoğumuz dinleyerek okuyarak büyüdük.

Ve fedalar geleneğine girdik acılarımızla. (Ahmet Arif, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Namık Kemaller gibi.)

 

Bazılarımız, insanlığın ‘hak mücadelesini’ sırtımıza aldık küfeleriyle!..

Kimilerimiz yandı en önlerde aç susuz, onurlu şekilde. Kaybedeceklerinin gözlerini yüreklerine gömerek.

 

Kimi zaman ‘Acı’larımız ekmeğimiz oldu, kör boğaz uğruna.

Kimi zaman gönlümüzdeki sevdaların ezikliği sevdalımızın yüzüne yansıyarak boynumuz büküldü bu sevda da.

Anlatamadık ya, bu kadar dilimizin hürriyetinde kendimizi.
Anlatmakta yanmak gerektirirmiş kimi zaman.

 

Ve var olan gerçekliği görüyoruz ya hepsinde ‘Acı’nın büyüklüğü.

Beklide o ‘Acı’ vicdanımızın abidesidir.

‘O acı’ değil midir ki bizlere özveriyi, paylaşmayı, sevmeyi, feda olmayı mazlum uğruna yaşayıp yanarak öğretiyor hala.

 

“Anlamak” da ‘Acı’dan çıkmıyor mu?

 

“Evvela Anlamak” yaşayarak.

 

İşte Kerem’in ‘yangını’ vicdan sevdasının abidesi değil midir?

 

Hikayemizde ki “Yangın” Kerem ile Aslı’nın bedeni olamaz elbette.

İnsanlık vicdanı’nın gönlündeki yüceltmesi değil midir bu ‘yangın’da?

 

Yani yüreklerimizde, bu sevdanın halk tarafından yüceltilmesidir aslında.

Tabi ki, söylendiği gibi Kerem, kül olmadı.

Söylüyor ya şairimiz: “Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, zeytinin bile hakkı kalmayacak…”

İnsanlık oraya gitmiyor mu?

Bir tek dargın kalmayacak, ekmeğimiz, emeğimiz, aşkımız darılmayacak bize hakkıyla paylaşacağız yaşamı.

 

 

Burada kısaca bildiğimiz kadarıyla, Kerem ile Aslı’nın hikayesini anlatmak istedim işte o büyük yangın:

Kerem, Islahan Şahı'nın oğludur. Aslı, Ermeni Kişinin kızıdır. Kerem, Ermeni keşisin kızına tutulur ancak keşiş Aslı’nın Ermeni, Kerem’in Müslüman olduğu için kızını vermez.

 

Bunun üzerine, keşiş kızını alıp gider… Kerem, Aslı’ya olan sevdasından Anadolu’nun dört bir yanını aramaya başlar yüreğindeki sevdasıyla.

Kerem’in efsanesi yüreğindeki sevginin büyüklüğüdür.

 

Aslı’nın aşkından yollara düşen Kerem, en sonunda gel zaman, git zaman Aslı'sının peşinden Halep'e varır.

 

Halep’te bir süre kaldıktan soran Kerem, Halep Paşasına kendini sevdirir.

Halep Paşası Kerem için, Aslı’nın babası keşişi ikna eder Aslı’nın evlenmesine razı olunur.

Kerem içindeki yangını Aslı'sına kavuşacağı umuduyla evlilik hazırlıkları başlar ama… Kerem’in acısı bitmeyecektir.

 

Keşiş, fesatlığından yinede Kerem'le Aslı’nın evlenmesine mani olacak bir büyü yaptırır.

 

Kerem Erzurum'da hasta yatarken, Aslı Han'ın üç gün sonra geleceğini haber verirler ve Kerem, o büyük yangının verdiği heyecanla şunları ifade eder:

 

Bir han köşesinde kalmışam hasta

Gözlerim kapıda kulağım seste

Kendim gurbet elde gönül heveste

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

 

Erzurum dağları duman dildedir

Başım yastıktadır gözüm yoldadır

Aslı hayın yârdır adam aldadır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.



Erzurum dağları kardır geçilmez

Gizli sırdır her adama açılmaz

Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.



Felek sen mi kaldın bana gelecek

Akıttın göz yaşım kimler silecek

Kerem'e dediler Aslı'n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

 

İşte özündeki yangının Aslı’ya anlatımı Kerem’in; Bu sözlerle ifade etmiştir ozanımız.

Ve eğer biraz yaşanmışlığı varsa içimizde daha iyi anlaşılacaktır.

 

Kerem’in Aslı’sından vazgeçmemesi gönlünün zenginliğinin ifadesi olmuştur.

Hangi sevdalı vazgeçmelidir sevdasından ki.

 

Hani, şair demişti ya ; “Sen yanmasan, ben yanmasam nasıl kavuşur karanlıklar aydınlığa”

Evet yanmak sadece mecazi anlamda değil.

“Yangın” aşkımızda da, sevdamızı aydınlığa taşımıştır.

Keren, yanmasa Aslı’sına gider miydi?

 

Ben yanmasam nasıl severim seni… zamanı gelince tutuşuyor yüreklerimiz. “Yanmak” her şeyi eritiyor. Aşklar manevi değerlerin kalıcılığını, büyümesini sağlıyor.

 

Eritiyor yüreği, odunu, demiri, önünde duramıyor bu yangının zalimler.

O yangındır ki ellerini ve gözleriyle bakmaya cesaret istenir…

Bu yürekler bu yücelikle yandı sevdası için bunu anlamak ta zor olsa gerek.

 

Ya şimdi; Günümüzde sevdalar vazgeçilen birer heves gibi görülmeye başlandı.

Çok bilmişlik gibi algılanacaktır bu sözler, ancak burada bir gerçeklik olduğunu görmek gerekiyor.

 

Günümüz kültüründe, özverilerin zayıfladığı bir süreç olarak görüyorum.

Anadolu kültürümüzün özünde özveri, fedakarlık çarptığını görürsek Kerem, Tahir, Köroğlu, Pirsultan, Aşık Veysel gibi yüreği yanan sevdalılar yaratmıştır.

Kerem’in sadece yüreği mi yanmıştır? bence hayır.

 

Kerem aşkını; insani sevdasından, memleketinin sevgisinden, bir çok özveriyi, duygularını içinde taşımasından almış ve tüm canlılara öyle bakmıştır ki, Aslı’sına sevdası oldu.

 

Alakasız bir soru olacak ama Mustafa Kemal, Aşık olmamış mıdır?

Olmuştur…

Yüreği en yücelerde yanarak!... Pirsultan gibi olmuştur, Kerem gibi olmuştur, olmasaydı aşk yüreğinde memleket mücadelesi olur muydu?

Buna net olarak bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Mustafa Kemal, ne alaka denebilir.

Kerem - Pirsultan Abdal – Köroğlu - Aşık Veysel - Nazım Hikmet, eşittir Mustafa Kemal’dir bence. Biraz düşününce anlarız nedenini.

Bu memleketin mayasıdır: “özveri, fedakarlık, yanmak”

Evet bu kadar net anlaşılmalıdır aslında.

 

Mustafa Kemal, belki kelimeleri bir araya getirerek Nazım gibi şair, Kerem gibi yanmadı, Tahir gibi divane olmadı.

Mustafa Kemal, yüreğini memleketi için yaktı. Mücadelesini ona göre belirledi tabi ki sevdalandı da.

Memleket olmadan sevda olur mu hiç?

 

Gelelim günümüz sevdalarına…

Günümüz sevdaları dediğimiz gibi vazgeçilmesi kolay, anlaşılması zor artık.

Çıkmayacak mı bu memleketten Nazım, Pirsultan, Aşık Veyseller? çıkacak.

Dirilerek, ölerek, ağlayarak, bağırarak tüm yüreklerindeki yangınların ateşini arttırarak.

 

 

Nazımlar, Keremler, Veyseller bu memleketin sevdalarının piridir, özüdür.

Bu memleketin sevdalarını onlar, yüreklerindeki ateşde pişirdi türküleştirdi, destanlaştırdı.

Bizim Anadolu köylümüz, emekçimiz Kerem gibi yanmadı mı? Yandı.

Her gün yaşarak, Çanakkale’de dövüşerek, Sakarya’da Öküzünü vererek çarıksız, üstsüz, ellerinde çekiçleri ile fabrikalarında vardiyalarında, Tekel işçisi gibi soğukta aç susuz yandı.

 

Ve yanmaya devam edeceğiz sevdalı, yüreğimizin kül olduğu yere kadar.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR