













Herhalde geç kaldık biraz bu yazıyı yazmak için, ama yazmasam içim rahat etmeyecek. İstanbul’da oturan üniversiteden arkadaşım Nuri, gözleri dolu dolu anlatmıştı:
“-Kadıköy’e imza günü için gelmişti, karşı taraf, uzak, nasıl olsa önümüzdeki hafta Kağıthane’ye gelecekti, gitmedim. Ama 4 gün sonra vefat etti. Görmedim, göremedim.”
Vefatından sonra sadece şair yönünü ön plana çıkarmak gibi bir hata yaptık, oysa şair olduğu kadar büyük bir düşünür, romancı, çevirmen, eleştirmen, denemeci ve mücadele adamıydı. 70’li yıllarda “Kemalizm=antiemperyalizm” dediği zaman dönemin devrimcileri ağızlarının kenarıyla gülüyorlardı Kaptan’a. Bugün hangi noktaya geldik hepimiz görüyoruz.
“Hani bir vakitler Kubilay’ı kestiler,
Çün buyurdun kesenleri astılar,
sen uyudun asılanlar dirildi,
Mustafa'm Mustafa kemal'im.”
En güzel aşk şiirlerinde de imzası vardı. Kimse şair olarak “adını mıh gibi aklımıza kazıyamayacak” belki, “ne kadınlar sevdim zaten yoktular” mısrası bizim için daha da kıymetlenecek, gözler gözlere değince felaketi olmayacak kimsenin belki, ama kıyamet kopacak bütün sevenler için. Ayrılık yaklaşıyordu hepimiz hissediyorduk, yine o öğretmişti bize “ayrılıklarında sevdaya dahil olduğunu”.
An geleli 3 yıl oldu Kaptan, niye bu sefer bu kadar uzun sürdü bu seyr-ü sefer.
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa
korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür.
hadi biraz boşluk birazda üç nokta
ANMA...