













Dökme Kurşun Operasyonu ismini verdikleri bir dizi kanlı saldırı ile bir hafta boyunca Gazze’ye ölüm yağdıran İsrailliler, harabeye çevirdikleri bölgeye şimdi de karadan girdiler. İsrail devlet makamları tarafından gerektiği kadar devam ettirileceği açıklanan saldırıların ikinci ayağını oluşturan kara harekâtı ne kadar sürecek, bunu hep birlikte göreceğiz. Ancak modern dünyanın çağdaş devletlerinin bu ürkütücü sessizliği devam ederse, televizyon ekranları çocuk ve kadın cesetlerini daha çok gösterecek. Burası kesin.
Filistinlilerin el yapımı Kassam füzelerine karşılık tam teçhizatlı askerlerden oluşan modern bir ordu, teknoloji harikası helikopterler, tanklar ve silahlarla karşılık veren İsrail’in kullanmakta olduğu orantısız gücün meydana getirdiği katliamın ve insanlık dramının bilançosu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı bile…
BM’nin, bir buçuk milyon insanın düpedüz hapsedildiği, acıya, kedere, yoksulluğa ve yoksunluğa mahkûm edildiği Gazze şeridi ile ilgili raporu insanın kanını donduracak cinsten… BM de dâhil olmak üzere dünyanın tüm egemenlerinin sessizliğini korumakta ısrar ettiği ve utanmazca Hamas’ı sorumlu tutmaya devam ettiği saldırıların yarattığı yıkım, bizzat BM’nin gözlemlerine şu şekilde yansıyor:
*Ortalama her yirmi dakikada bir Gazze’ye hava saldırısı düzenleniyor ve bu saldırılar geceleri daha da sıklaşıyor. İsrail, yollar, altyapı, hükümet ve güvenlik binaları dâhil geniş çaplı bir yıkıma imza attı.
*250 bin insan elektriksiz kaldı. Gazze’nin tek santrali yakıtsızlıktan dolayı 30 Aralık’tan beri kapalı.
*Sular beş ya da yedi günde bir-iki saat akıyor. Arıtma olmadığından günde kırk milyon litre lağım Akdeniz’e akıyor. Altyapının bombalanmasıyla lağım sokaklara taştı. Beyt Hanun’da son kırk sekiz saatte su ve kanalizasyon şebekesi beş kez bombalandı. Yedi çeşme yerle bir edildi.
*Isınmada kullanılan yakıt ve mutfak tüpü kalmadı. Karaborsada mutfak tüpünün fiyatı normalinden on kat daha fazlaya kadar çıkıyor.
*Gazze’nin petrolünü temin eden Nahal Oz’daki hatlar operasyon başladığından beri kapalı.
*Gazze nüfusunun yüzde sekseninin yaşamı insani yardımlara bağlı. Marketlerde yiyecek kalmadı. Un, pirinç, şeker, süt ürünleri ve konserve sıkıntısı had safhada. Yirmi ekmek fırını un ve yakıt yokluğundan çalışamazken ekmek fiyatları üç katına çıktı.
*İsrail 27 Aralık’tan bu yana günlük temel ihtiyaçlarla dolu altmış kamyonun girişine izin veriyor. Haziran 2007’den önce Gazze’ye ortalama 475 araç giriyordu.
*18 aylık ablukaya saldırılar da eklenince sağlık sistemi çökme noktasına geldi. Doktorlar ilaç ve elektrik olmadan operasyon yapıyor. Yaralılar anestezi olmadan uyutulmadan ameliyat ediliyor. En büyük hastane olan Şifa’da günde 20 saat elektrikler yok.
Tüm bu korkunç sonuçların yalnızca hava saldırılarının sonrasında oluşan manzarayı yansıttığını düşünerek, şu anda başlamış bulunan kara saldırısının bilançosunun nerelere kadar ulaşabileceğini tahmin edin. Gazze’yi ablukaya alarak Filistinli bebekleri düpedüz açlığa ve yokluğa mahkûm eden kanlı terör devletinin, ensesine tokat atan küçük bir çocuğun ellerini koparan bu vahşi canavarın ne ilk vukuatıdır bu, ne de sonuncusu olacak…
Ölü sayısı 5 yüze, yaralı sayısı 3 bine yaklaşmasına rağmen tüm dünyanın sanki hiçbir şey olmamaktaymış gibi davranması, hatta bazı devletlerin İsrail’in kendi savunma hakkına saygı duyduklarını açıklaması ve koca koca gazetecilerin, göbeği yağlı yanakları kanlı köşe yazarlarının bütün suçun Hamas’ta, İsrail’e roket saldırıları düzenleyen bu terör örgütünde olduğunu ileri süren cevherler yumurtlayarak sürmekte olan vahşetin durdurulmasına yönelik bir adım atmayı değil de, onu meşrulaştıracak haklı nedenler bulmayı idealleştiren utanç verici yazılar yazmaya devam etmeleri, İsrail’in Filistin’e yağdırdığı bombaların, vicdanımızı öldüren ve rahata olan düşkünlüğümüze dört elle ve korkuyla sarılmamıza neden olan dürtülere dönüştüğünü gösteriyor.
Suçun kimde olduğundan değil, camiye namaz kılmaya giden 12 yaşındaki çocuğun eve dönen kanlı cesedinden söz ediyorum…
