Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Kafkasya Krizi Devam Edecek
22 Kasım 2008 Cumartesi 00:49

Ağustos ayında Gürcistan ile Rusya arasında meydana gelen gerginliğin, Gürcistan’ın genişleme ve Güney Osetya ile Abhazya’yı işgal etme tutkularından kaynaklandığı yazıldı, çizildi. Denildiğine göre, Rus-Gürcü savaşının nedeni de Gürcistan’ın bu sorumsuz ve açgözlü siyasetiydi. Söz konusu bölgelerde yaşayan çok sayıda vatandaşının güvenliğinden endişe eden Rusya’nın Gürcistan üzerine yürümesi normaldi. Nitekim maksat hâsıl olduktan sonra Rusya geri dönmüş, işgalci olmadığını göstermişti.

 

Çok genel bir yaklaşımla, son derece açıklanmış görünen olayların üzerinden geçen şu birkaç ayın ardından, sakin kafayla ve tarihsel hafızayla düşündüğümüz zaman, Ağustos ayındaki karışıklıkların, hiç de öyle komşu gerginliği falan olmadığını, hatta ve hatta savaşmış olan tarafların bile Rusya ile Gürcistan olmadığını görüyoruz. Olayların üzerinden geçen günler ve yaşanmış olan trajedinin giderek silinmekte olan izleri, meseleyi daha objektif bir şekilde ele almamızı sağlıyor.

 

Baştan alalım…

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızla İngiltere’nin yerini alan ve yeni küresel hegemonyak olmaya soyunan ABD, Ortadoğu’nun hâkimiyetini ele geçirmiş, öte yandan Sovyet Rusya da Orta Asya ve Doğu Avrupa’da kurduğu sosyalist imparatorluk ile çift kutuplu dünyanın ikinci kutbu olmuştu. Amerika ile Rusya arasında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan soğuk savaş Rusların yenilgisiyle sonuçlanmış ve Amerikalılar dünyanın her köşesinde rahatça at koştururken, Sovyetler Birliği de gürültüyle çökmüştü. Sovyetlerin çöküşüyle meydanı boş bulan ABD, Ortadoğu’daki varlığını kökleştirmiş, Orta Asya ve Kafkasya bölgelerine girmiş ve dünyanın en büyük gücü olmuştu.

 

Fakat Rusya’nın toparlanması fazla uzun sürmedi. 1999 yılında Wladimir Putin’in devlet başkanı seçilmesiyle her alanda gelişmeye başladı. Ekonomik bir mucize yaşayan Rusya, merkezi ve otoriter bir siyasi yapılanma içine girdi. Sovyet döneminde sahip olduğu bölgeleri nüfuz alanı olarak belirledi ve Orta Asya ile Kafkaslarda yeniden bir nüfuz tesis etme sürecine girdi. Çeçenlerle İnguşların yaşadığı bölgelerin dışında kalan yerleri şu ya da bu şekilde kolayca kontrol altına almayı başardı. İçinde bulunduğumuz günlerde, yeniden başkan olabilmesi için gerekli olan yasa tasarısı ile ilgili değişikliğin kabul edildiği Putin, otoriteryen bir devlet yapısı yaratsa da, ülkesini yeniden eski kutup haline getirmeyi başardı. Rusya şu anda dünyanın ikinci süper gücü ve bazı önemli analistlerin analizlerine bakacak olursak, iki süper güç arasında 50’li yıllarda yaşanan soğuk savaşın ikincisi yaşanıyor.

 

Soğuk mu sıcak mı olduğunun pek bir önemi yok aslında, Rusya ile ABD arasında tam anlamıyla bir nüfuz savaşı yaşanıyor. Bu savaşın belirginleşme ve iyice tehlikelileşme aşamasına gelmesini sağlayan olaylar zinciri ise 11 Eylül saldırıları ile başladı ve Ağustos ayındaki Kafkasya krizinin temelinde de bu saldırıların başlattığı süreç yatıyor.

 

11 Eylül saldırılarının Rusya ile ABD arasındaki gerginliği körüklemediğini ve tehlikelileştirdiğini nereden çıkarıyorum?

 

Şuradan: 11 Eylül saldırılarının ardından el-Kaide’yi himaye etmekle suçladığı Afganistan’ı işgal eden ve buraya demokrasi getiren Amerikalıların, Orta Asya’dan emdiği enerji ile Avrupa’nın enerji ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılanmasında tekel haline gelen ve bu transit ticaret sayesinde voliyi vuran Rusya’nın bu konumundan rahatsız olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok! Zaten Amerika, büyük destek verdiği Bakü-Ceyhan boru hattı projesi de Rusya’nın bu enerji tekelini kırmayı hedefliyor. Öte yandan Afganistan’dan Orta Asya ile yakınlık tesis etmek ve Rusya’nın nüfuzunu zayıflatmak istediği de son derece açık… Öte yandan da Ruslar ellerinde olan bu büyük enerji silahını kaybetmemek, hatta iyi bir strateji ile daha da kârlı hale getirmeye çalışıyorlar. Azerbaycan ile yapılan bütün gazın Rusya’ya satılmasına dair antlaşmalar ile İran’da sürdürülen faaliyetler Bakü-Ceyhan boru hattı konusunda Rusya’nın hiç de yapıcı olmadığı anlaşılıyor. Bu noktada haliyle bir çekişmenin ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor ve mesele, ABD ile Rusya’nın oynadığı bir satranca dönüşüyor: Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan gibi kalelerin elde tutulmaya ve korunmaya çalışıldığı zorlu bir satranca…

 

Olaya bu açıdan bakıldığı zaman, 11 Eylül saldırılarının ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını meşrulaştırmaktan ve dünyaya küresel korkusu pompalamaktan başka bir şeye yaramadığını görüyor, Rusya’nın enerji tekelini yıkabilmesi muhtemel olan Bakü-Ceyhan hattının güvenliğini sağlama noktasında çok önemli bir stratejik konuma sahip olan Gürcistan’da meydana gelen Amerikan destekli batı yanlısı darbenin, yüzlerce masum insanın ölümüne neden olan, ancak Rusya’nın Osetya’daki varlığını meşrulaştıran bir etken olan Beslan trajedisinin ve Gürcistan ile Rusya arasındaki gerginliğin kökeninde yatan bir Rus-Amerikan çekişmesinin açık parametrelerini algılayabiliyoruz. Bu bağlamda, iki süper işgalci güç arasında var olan çekişmenin yeni bir soğuk savaşa evrildiğini savunan bazı değerli analistlerimizin, savaşın niteliği konusunda küçük bir hata yapmanın ötesinde son derece haklı olduklarını görüyoruz.

 

90’lı yıllardan beri Kuzey Kafkasya’yı kendinin sayan, Güney Kafkasya’yı da Rusya’nın güvenliği için kontrol edilmesi gereken önemli bir dış hat olarak gören Moskova’nın, Kuzey Osetya’da bulunan Beslan’da gerçekleşen terör eyleminin ardından küresel terörle mücadele etme doktrinini benimsemesi de bu noktada anlam kazanıyor. Ortadoğu’nun iliğini emmeyi sürdüren ve aynı küresel terör bahaneleri ile Kafkasya’ya da girmeye çalışan ABD’nin, en büyük rakibinin de aynı argümanla karşısına çıkmasını sindirebilmesi o kadar kolay değil…    

 

Gürcistan’da şu ya da bu şekilde varlığını inşa etmeye çalışan Amerika’nın, hemen kuzeylerinde güçlü Rus askerlerinin bulunduğunu görmeleri onlar için sinir bozucu olsa da, terörle mücadele eden rakibine ne diyebilir ki? Kendi izinden geldiği için Rusya’yı suçlayamaz. Bundan dolayı da meseleyi Gürcistan ile Rusya meselesi haline getirmeye çalışıyor ve karşılıklı bir küresel hâkimiyet mücadelesi içinde olduklarını da dile getirmekten pek hoşlanmıyor. Oysa Gürcistan’ın ipleri Amerika’nın, Gürcistan’ı bölmeye çalışan ayrılıkçılarınki ise Rusların elinde… Bizden kuklaların diyalogları ile ikna olmamızı istiyorlar, ancak her iki taraf da kuklacılığa soyunduğu için bize söylenenler birbirini tutmuyor. Böylece durum, aynı olan emperyal güdülerini farklı argümanlarla açıklamaya çalışmalarından öteye geçmiyor.

 

Nihai kertede şunları söylemek mümkün: Amerikalılar, arkalarında enkaz bırakan eski yeni muhafazakâr yönetimi tasfiye etmekle ve ekonomik krize çözümler üretmeye çalışırken, Rusya fırsattan istifade ederek son yıllarda yüzünü batıya çevirme eğilimleri gösteren Azerbaycan ile Ermenistan’ı zapt etmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor. Yani iki taraf da siperlerine çekilmiş durumda şimdilik… Hazırlıklarını tamamladıktan sonra yeniden kapışacaklar ve Kafkasya krizi, ABD ile Rusya arasındaki çekişmenin birinin lehine sona ermesine kadar devam edecek.

 

 

Bu yazı toplam 1270 defa okundu.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Kim Terörist: İsrail mi Hamas mı?
Kim Terörist: İsrail mi  Hamas mı? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR