













Dün (31 Ağustos) 77. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son günüydü. Akşamüzeri esen serin İzmir imbatının verdiği istek ve “bir yıl sonra kim bilir nerede olurum, gidemem” düşüncesinin tetiklediği rahatsızlıkla fuarı gezmeye gittim.
Lunaparkın hemen üst tarafındaki kapalı fuar yerleşkesinin içinde, çeşitli ülkelerin kendilerine özgü ürünleri sergiledikleri stantlar vardı. Bangladeş standının ilgi çekici yerel giysilerine, üzerinde Arapça yazıların bulunduğu kutularda sergilenen Kuveyt malı meyve sularına, elektrikli ev aletlerine, su depolarına, (son günlerde İzmir’in şebeke suyunda bulunan arsenikten dolayı iyice önem kazanan) su arıtma cihazlarına, halılara, kitaplara, resimlere, tablolara ve insanlara bakarken gözüme Irak standı takıldı.
Irak standında diğerlerinde bulunan canlılıktan eser yoktu. Birkaç deri ceket, işlemeli örtüler ve Irak haritalarından başka bir şey göremedim. Zayıf ve esmer bir kadın harita şeklindeki rozetlere Japon yapıştırıcısı ile çengelli iğne yapıştırmaya çalışıyordu. Kendisine baktığımı fark edince, “alabilirsin,” dedi hiç de bozuk olmayan bir Türkçeyle. Sesindeki yoğun ümitsizlik tüylerimi diken diken etmişti. Elimi uzattım. Avucuma, arkasına çengelli iğne yapıştırdığı şu Irak haritalarından birini koydu. Kahverengi gözlerindeki acıyı fark edince omuzlarıma ağır bir utanç bindi. Avucumun içindeki haritayı sıkarak oradan uzaklaştım.
Dışarı çıktığımda alnımda bulgur bulgur ter birikmişti. Avucumdaki rozete baktım. Ucuz bir metalden yapıldığı her halinden belli olan kurşun rengindeki desensiz rozetin çengelli iğnesi kopmuş, henüz kurumamış olan yapıştırıcı elime bulaşmıştı. Avucumdaki sanki rozet değil, bir kor parçasıydı. Önce gösterişsiz Irak standındaki hüzünlü kadını, sonra da son günlerde sürekli gazetelerde ve televizyonlarda boy gösterdiği için artık her şeyini bildiğimiz başka bir kadını, ABD’deki başkanlık seçimlerine Cumhuriyetçi partinin adayı olarak girecek olan John McCain’in kendisine yardımcı olarak seçtiği Sarah Palin’i düşündüm.
Aşırı dindarlığı ile bilinen eski bir güzellik kraliçesi olan Alaska Valisi Sarah Palin’in, on sekiz yaşındaki oğlunun Irak’ta Amerika’nın güvenliği için savaştığını ve bundan gurur duyduğunu söylemesi çınladı kulaklarımda. McCain’in deyimiyle, savaşçı bir ruha sahip olan beş çocuk annesi olan Palin’in nasıl bu şekilde düşünebildiğini düşündüm. On sekiz yaşındaki oğlunun bir işgal ordusunun saflarında, on sekiz yaşındaki yaşıtlarına kurşun sıkmasından nasıl gurur duyabildiğini anlamak istedim. İçerideki hüzünlü, esmer kadının gözleri geldi aklıma, anlayamadım.
Birinin acı duyduğu şey, diğerinin gurur kaynağıydı. Birinin on sekizindeki çocuğu, diğerinin on sekizindeki çocuğuna kurşun sıkıyordu. Birinin Japon yapıştırıcı ile yapıştırmaya çalıştığı haritanın parçalanması diğerini mutlu ediyordu.
O an, tüm benliğimle, birbirlerinin yerlerine geçebilmelerini mümkün kılabilecek sihirli bir güce sahip olmayı diledim. Palin’in, içerideki stantta, parçalanmış ülkesinin ucuz metalden yapılmış haritasını yapıştırmaya çalıştığını hayal ettim. İmgelemimde, Iraklı esmer kadının gözlerindeki ifadeyi, Palin’in güzel ve sağlıklı yüzüne yerleştirdim.
zayıfız