













Nobel edebiyat ödülü
Jean-Marie Gustave Le Clezio’nun oldu, hayırlı olsun diyor millet olarak gözlerinden öpüyoruz. Acısıyla, tatlısıyla bir Nobel fırtınasını daha geride bıraktık. Allah’ım o ne kargaşadır, o ne heyecandır, o ne ihtişamdır. Hiç haz almadım bugüne kadar bu Nobel edebiyat ödüllerinden. Hangi gazeteyi elimize alsak, hangi internet sitesine girsek yazarla ilgili hep aynı bilgiler.“1940 yılında bilmem hangi ülkenin, bilmem hangi eyaletinin, hangi kasabasında doğdu.” Bunun yerine Gabrial Garcia Marguez Nobel edebiyat ödülünü aldığında şu nefis satırları yazsaydık, dillendirseydik daha güzel olmaz mıydı?
“ Bilseydim ki bu seni son görüşüm, sana sımsıkı sarılır ve dua ederdim tanrıya, ruhunu korusun diye. Bilseydim ki bu seferki, bu kapıdan son geçişin, sarılırdım sana, öperdim, ve bir kez daha çağırırdım. Bilseydim ki bu, sesini son duyuşum, saklardım her kelimeni defalarca duyabileyim diye. Bilseydim ki bu seni son görüşüm, aptal gibi zaten bildiğini farz etmezdim ve seni seviyordum derdim...”
Veya Knut Hamsun’dan bahsedildiğinde doğum yeri yerine, bir iki satırını mırıldansak daha iyi olmaz mı?
“Birisi aşkın ne olduğunu sorarsa aşk, güllerin arasında esip kesilen bir rüzgardır, sadece. Ama bazen de ömür boyu süren, ölüme kadar devam eden, koparılması
imkansız bir mühür mumudur aşk. Tanrı aşkı çeşit çeşit yarattı; aşkın devam ettiğini veya sona erdiğini gördü."
Günter Grass’ta almıştı aynı ödülü 1999 yılında. Şimdi Günter Grass dendiğinde beklide sizin aklınıza Nazi olduğuna dair yaptığı itiraf gelebilir ama benim aklıma şu mükemmel iki dörtlük geliyor.
“yalnız korkudur boy verir içimizde
bir gizli düşmanın açlığını büyüten
saldırır belki yıkar duvarlarımızı
çiğnenir geçeriz belki dişlerinden
direnç anlamsızdır o zaman, yenilmişizdir çünkü
yönelir sorulara durmadan çaresizlik
dostlar, kardeşler, en kopmaz ilgiler
şu yuvarlak içinde baştan gömüldük.”
Ve gönlümün Nobelli şairi Nazım’dan enfes dizeler.
“Bugün pazar...
Bugün, beni ilk defa
Güneşe çıkardılar.
Ve ben, ömrümde ilk defa
Gökyüzünün
Bu kadar benden uzak,
Bu kadar mavi,
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,
Kımıldamadan durdum
Sonra, saygıyla toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda;
Ne düşmek dalgalara,
Bu anda;
Ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak,
Güneş ve
Ben...
Bahtiyarım…”
İYİ PAZARLAR
(
bazı dostlar geçen pazartesi niye yazmadım diye sordular. cevaben:
hafta tatili pazartesi.)
