













Ben bu dünyaya kin değil sevgi paylaşmaya geldim”
Antigone
Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Antik Yunan Tragedyası olarak bilinen ve Sophokles tarafından yazılan ‘Antigone’ oyununun Kürtçe prömiyerini yaptı. Kürtçe birçok oyun sahnelenmesine rağmen ilk olarak bir tragedya Kürtçe sahneleniyor.
Zana Jarr tarafından Kürtçe’ye çevrilen ve Celal Mordeniz tarafından sahnelenen oyun, Kürtçe bilmeyenler için Türkçe üst metin olarak perdeye yansıtılıyor.
Sophokles’in oyununda Antigone, Tanrıların kurallarını insanların koyduğu yasalardan üstün tutan, devlet otoritesine baş kaldıran bir kadın. Trajedi de, insan ile dünyanın bu düzeni arasındaki çelişkidir.
Antigone, otoritenin karşısında kendini savunurken de yaptıklarının sonuna kadar arkasında olduğunu gösterir. İnsanca yaşamak için verdiği mücadelenin mevcut yasalarla çeliştiğinin farkındadır. Fakat bu durumda suçu yasaları yapanlarda aramak gerektiğine inanır. Ülkeyi yönetenlerin koyduğu yasaların her zaman insanların iyiliği için olmadığını belirtir. Üstelik halkından kopuk bir yönetimin toplumun gerçek ihtiyaçlarını dikkate almadan yasalar yaptığını, böyle bir işleyişin ise o ülkeye düzeni ve refahı getirmeyeceğini vurgular.
Antigone’de ana tema başkaldırıdır. Oyun, bize inandığımız değerleri sonuna kadar savunmayı ve her ne olursa olsun kararlılıkla inançlarımızdan ve verdiğimiz kararlardan vazgeçmememiz gerektiğini vurguluyor.
Zaten eleştirmenler de Sophokles’in Antik tragedya yazarlarının içinde, gerçeği değil, ideali, yani olanı değil, olması gerekeni gösteren bir yazar olarak özellik kazandığını ifade ediyorlar.
Oyunda, karartılmış bir sahnede oyuncular el feneri ile yüzlerini aydınlatarak sahne alıyor. Oyuncunun her repliğine yüzünü aydınlatan bir el feneri eşlik ediyor.
Tek perdelik olarak sahnelenen Antigone, aradan yüzyıllar geçse bile canlılığını yitirmemiş. Üstelik Kürt coğrafyasında yaşanan güncel gerçekliğe de göndermeleri, mesajları olan bir oyun. Bundan hareketle oyuncular; bu oyunu en iyi Kürtlerin anlayacağına vurgu yapıyorlar.
Oyunun yönetmeni Celal Mordeniz, “Burada önemli olan Kürtçe oyunculuk eğitiminin vurgulanmasıdır” diyor. Oyuncu Mehmet Musaoğlu, “Bu hikaye bölgemize uyan ve birbiriyle bütünleşen bir konudur. 30 yıllık bölgede savaşta bizler Antigone’leri her gün yaşıyoruz” diyerek oyunun güncelliğini yitirmediğini belirtiyor. Oyuncu Ayşe Sır ise anadilde ilk defa tragedya oyunu oynadıklarını ve kendilerini mutlu ettiğini, Antigone’nin devlet tarafından kurulan yasalara karşı bir mücadelenin anlatıldığını ifade ediyor.
2500 yıl önce yazılan ve iktidar, ölüm, yas, vicdan ve başkaldırı ilişkisini irdeleyen oyun, güncelliğini koruması nedeniyle izleyiciyle bağ kurmada zorlanmıyor. Bu durum biraz da tragedyaların evrensel özelliklerinden kaynaklı bir durum olsa gerek.
***
Andre Bonnard “İnsan Ve Tragedya” adlı eserinde (Evrensel Basım- Yayın.Çeviren:Yaşar Atan) tragedyanın ortaya çıkışını şöyle açıklıyordu; “İlkçağlarda insanoğlu; kendisini çevreleyen ve bir anlam veremediği bu derin, karanlık gökyüzünde, ışık kaosundaki evrende, kendisine bir yol, bir kimlik arıyordu. Bu yüzden birçok efsaneler (mitoslar) üretmek zorunda kalıyordu... İşte bu soru ve sorunlar içindeki insanoğluna, gene kendi içinden çıkan ozanlar el uzatıyordu.Ozanların yorumlayıp tragedyalara dönüştürdükleri bu oyunlar sayesinde yüreklilik kazanan insanoğlu; bir yandan bilimlere doğru yönlenip özgürleşmeye başlamış.”
Konunun uzmanlarına göre tragedyaların kimi ortak özellikleri vardır. Buna göre; konular tarihten ya da mitolojiden alınır. Erdeme ve ahlâka değer verilir, baştan sona ciddi bir hava içinde geçer. Tragedyalar kesintisiz oynanır; perde yoktur. Eser birbiri ardından sürüp gelen diyaloglardan oluşur.
Antik çağlardan bu yana iktidarların halka isteklerine kulaklarını tıkaması değişmemiştir. Ancak değişmeyen bir şey daha vardır: İnançlarından ödün vermeyen ve bedeli ne olursa olsun bu yolda yürüme cesaretini gösterenler...
Sizi seviyorum... Günümüz Antigone’leri... İyi ki varsınız.
