













Bir parktaki iki kör dilenciden bahsederler. Beş on metre oturup iki kör dilenci. Birisi ellerini açıp, köre yardım edin,köre yardım edin,diye seslenir, diğeri boynuna bir yazı asmıştır: ‘’Bahar ne kadar güzel ama ben körüm.’’ İnsanlar birinci dilencinin önünden yüzüne bile bakmadan geçerken, diğerine avuç avuç para verirler.
Bütün şartlar aynı olmasına rağmen üsluptaki farklılık neticeyi nasıl da değiştiriyor değil mi? Bir düşünün, çok kolay elde edebileceğimiz halde, istemeyi bilmediğimiz için nelerden mahrum kalmışızdır.
İstemeyi bilmek çetin mesele…
Gereksiz yere isteklerimin bitmediği bir günde bana anlatılan bu menkıbe aslında o günden sonra istemeyi bilmeye ve neyi niçin istediğimi görme adına çok önemliydi. Pazar gününüze bir nebze tebessüm olma adına ;
Padişah kendisine yazılan kasideyi beğenince;
- Çağırın şairi gelsin der, ihsanda bulunalım…
Şairi çıkarırlar karşısına. Padişah sorar:
-Kasiden çok güzel olmuş , hediye olarak ne istersin ?
Şair şöyle bir etrafındaki kalabalığa süzer ve der ki :
-Padişahım bir av köpeği isterim.
Herkes şaşkındır. Sen Padişahın huzuruna çık, dile benden ne dilersen desin, bir av köpeği iste! Olacak iş değil bu?
-Verdik gitti der
Padişah, istediğin av köpeği olsun.
Şair kapıya yönelmiştir ki, bir ara dönüp sorar:
- Fakat efendim. Ava ne ile gideceğim?
- Haklısın
der Padişah, bir de at versinler.
Bir iki adım atan şair tekrar döner ve boynunu büker:
- Şey efendim, ata nasıl bineceğim ?
Güler Padişah:
- Doğru, güzel bir eyer takımı da versinler.
- Efendim, ata kim bakacak?
- Bir de seyis versinler…
Bir iki adım daha atar bizimki:
- Padişahım, diyecektim ki, bu seyisi nerede yatırayım?
- Bir de köşk versinler.
Şair tekrar döner geriye:
- Bu kadar insanı bu köşkte ne ile geçindireyim?
- 1000 altın da harçlık versinler…
Şair bir kez daha geriye dönecektir ki, Padişah ondan önce davranır:
- Bak şair efendi, masraf idaresine bir memur, hesap tutmaya da bir katip istersen av köpeğini geri alırım ha !!!
