













2004den yazdığım ama değişmeyen bir yaraya, işsizliğe....
bir hale düştük ki toplum olarak; ne diplomanın faydası var ne zanaatın. Adına asgari denen bir ray üzerine oturtulmuş kara bir trende pervasız yol alıyoruz. Devlet kapıları daha açılmadan kapanıyor vatandaşın suratına. İhaleler, özelleştirmeler ve kurumlar içinde tünemiş özel şirketler. Bilgisayar programcısı temizlik firmasında çalışıyor, makine mühendisi darbukacılık yapıyor. Ne trafik canavarı, ne irtica ne terör; son yıllarda öyle bir virüs sardı ki insanlığı, amansız bir hastalık gibi kurtulma yolları arıyoruz. Öyle ki bugünün hayat şartlarında asgari ücretle yaşamak neredeyse imkansızken, asgari ücretli bir iş de çalışabilmek için çırpınıp duruyoruz. Temizlik şirketine meclis üyesinin, güvenlik firmasına millet vekilinin torpiliyle müracaat ediyoruz.
Seçim dönemlerinde harcanan paralarla yeni iş sahası açmayı bir düşünse şu seçim kahramanları. Birileri; keselerini doldurmak bir yana dursun çuval çuval götürürken, birileri de doymadan kalkıyor sofrasından.
Sosyal adalet bu olsa gerek? ya da...
Şimdi “ ne iş olsa yaparım ” zihniyetinin mazlumlarıyız. Yeter ki iş olsunda adı ne olursa olsun. Öyle ki biz de bu zor şartlara, zorla bulunan iş yerinde ki adaletsizlikler, insan ayrımları, çalıştırılıp ta gününde ödenmeyen ücretler ekleniyor. İşsizlik canavarı en çok ta şirketlerin işine geliyor. Binlerce vasıflı ve vasıfsız işsizin mevcudiyeti keyiflerince at oynattırıyor dününü unutup bugün kokan şeflere. Ne insanlara saygı, ne emek hakkı . Bunca işsiz ki “ İşine gelirse çalış ‘ın ” kurbanları. İşsizlik gibi büyük bir sorunun olduğu böyle bir dönemde birde kimi işveren kişi ve firmaların işçi ücretlerini ödememesi, sosyal haklarını sağlamaması ayrı bir keder katıyor umutlara. Tabi gelişen teknoloji de bir yerde işsizliğe sebep. İnsan gücü ile yapılan işlerde makineler kullanılmaya başlandıkça işçi gereksinimi azalıyor.
Toplumsal bir sorun olan İşsizlik önlenemez mi?
Yerli üretimi artırarak ithalatı düşürüp ihracata yönelen yeni iş sahalarıyla hem kendi kaynaklarımızı elde tutmak, hem yapacağımız ihracatla ekonomiyi kalkındırmak, hem de işsizlere yeni iş sahası açmak mümkün değil mi? Seçim dönemlerin de sadece bir siyasi partinin alacağı ve harcayacağı parayla bile bir çok iş sahası açılabilir ama cebini dolduranların, servetine servet katmaya çalışanların işine gelmez bu. Heba olan, çöplere atılan onca bayrak, afiş, broşür ederiyle bırakın iş sahası açmayı bu ülkenin kurumlarına harcanan kırtasiye giderlerini karşılamak bile ekonominin üzerinden büyük bir yük alacaktır ama o zaman da çalışanının maaşını ödemekte nazlanırken, evindeki köpeğine milyarlarca mama masrafı yapan beyefendinin muhterem hanımları sosyeteye rezil olacaktır.
Bir yanda magazin köşelerinden düşmeyip trilyonluk kol saatiyle sayın basın camiasının asıl toplumsal konuları, bir yanda da yıllarca emek verip maliye bölümünü başarıyla tamamlayan bir üniversite mezununun pazarlarda işportacılık yapması.
Gelişen teknoloji ve sanayi hamlelerine Türkiye de katıldı. Fakat buna tezat işsizliğin gün be gün büyümesi, şirketleşme ve özelleştirmelerin artması da geçim şartlarını zorlamaya devam ediyor. Düzene oturtulamayan eğitim çarkları içinde tahsilini bitirmiş diplomalı işsizler çoğalıyor ve yine hırsızlık, kapkaç ve kaçakçılık gibi toplumsal tehlike arz eden suçlar da artmakta.
İşsizlikten faydalanarak sömürgeci tutumlarıyla genç umutları ziyan eden firmaların önüne geçilemeyeceği gibi korkarım bu gidişat insanımız da psikolojik bozuklukları artıracağı gibi toplum düzenini de bozacaktır. (Ki öyle de olmakta...) Bir an evvel refah ve huzur için de yaşayabileceğimiz bir toplum temenni ederek sevgilerimi sunuyorum.
10 Kasım 2004 Çarşamba
Mustafa Çelebi ÇETİNKAYA
