Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
İsraillilerin Vicdanı
08 Eylül 2009 Salı 14:12

Obama yönetimindeki ABD, Filistin sorununun çift devletli bir çözüm ile sonuca bağlanması yönündeki girişimlerini sürdürürken, bölgeden gelen haberler, çözümün başka bir bahara kaldığının göstergesi gibi duruyor. Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin durdurulması konuşulurken ve ABD tarafından yapılan açıklamalar bu yönde gözle görülür bir gelişme olduğu yönünde umut verirken, daha önce yerleşimlerin durdurulacağı sözünü veren İsrail Başbakanı Benjamin Netayahu’nun yüzlerce yeni konutun yapılmasına yeşil ışık yakması, geçtiğimiz günlerde oluşan beklentilerin hayal kırıklığı ile sonuçlanmak üzere olduğunu gösteriyor.

 

ABD Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu temsilcisi George Mitchell’in önümüzdeki günlerde İsrail’e giderek İsrail yönetimi ile bir anlaşma imzalamasının beklendiği içinde bulunduğumuz günlerde yeni yerleşim inşaatlarının başlayacak olması kimileri tarafından Netanyahu’nun, partisi içindeki muhaliflere taviz vermesi şeklinde yorumlanırken, kimileri de bu gelişmenin İsrail’in klasik “havada bırakma ve çözümsüzlüğü sürdürme” politikası olduğunu savunuyor.

 

Netanyahu yeni yerleşim birimlerinin inşa edilmesine hangi nedenlerle yeşil ışık yakmış olursa olsun, görünen o ki, Obama’nın iyimser vaatleri gerçekleşmeyecek. Öte yandan İsrail yönetiminin dört üst düzey bakan ile ABD’ye “çıkarma yapacağına” ve Obama’yı, İsrail’in yerleşim birimleri ile ilgili politikalarının “kötü niyetli olmadığına” ikna etmeye çalışacağına dair söylentiler, Netanyahu’nun ABD konusunda temkinli olmaya özen gösterdiğini ortaya koyuyor.

 

Gelecek ay yapılması planlanan BM Genel Kurulu toplantısında Obama, Netanyahu ve Mahmud Abbas’ın katılacağı bir zirve yapılması planlansa da, bu zirvenin (bu yönde beklentiler olsa bile) bir anlaşma ile sonuçlanması pek mümkün görünmüyor. Netanyahu’nun yeni yerleşim birimlerinin inşasına izin vermesine kadar geçen süreçte, ABD Başkanı’nın yarattığı iyimser ortamın da etkisiyle (Netanyahu’nun kısa bir süre önce Obama’nın da etkisiyle yerleşim birimlerinin inşaatlarının durdurulmasını emrettiğini hatırlatmakta yarar var) söz konusu zirvenin bir anlaşma ile sonuçlanacağı beklentileri ağır basarken, İsrail ile görüşmek için yerleşimlerin durdurulmasını ön şart olarak ortaya koyan Filistinlilerin BM zirvesine katılıp katılmayacağına dönük soru işaretlerinin önüne geçilemeyecek gibi görünüyor.

 

Netanyahu’nun yeni yerleşim birimlerinin inşa edilmesine izin vermesinin “içerideki şahinler için bir tür oyalama taktiği” olduğunu ve bu durumun kalıcı olmadığını ileri süren bir başka düşünme biçimine göre, Netanyahu, yerleşimlerin inşaatlarının başlamasından kısa bir süre sonra süreci yeniden donduracak ve anlaşmanın yapılabilmesi için şartların olgunlaşması yönünde çalışmalar yapacak. Buna göre, önümüzdeki günlerde ABD’ye gidecek olan İsrailli bakanlar da bu durumu Obama’ya anlatma kaygısı ile bu seyahate çıkıyorlar. Dolayısıyla Obama’nın başlattığı süreç herhangi bir aksama ile malul olmadan işlemeye devam ediyor ve herhangi bir aksilik olmazsa anlaşma ile sonuçlanacak.

 

Obama’nın başından beri büyük bir kararlılıkla sürdürmekte olduğu iki devletli çözümün gerçekleşmesine yönelik çabaların nasıl sonuçlanacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Fakat eldeki veriler, arzu edilen çözümün kısa vadede gerçekleşmesinin pek de kolay olmadığını gösteriyor.

 

İsrail’in kronik inatçılığı ve dik başlılığı çözümün önündeki en büyük engel gibi dursa da, asıl sorun, İsraillilerin tarih boyunca yaşamış oldukları onca pogrom ve katliamı unutarak zalim kesilmelerinde yatıyor. Zulme maruz kalanların fırsat bulunca zalimleşmeleri ve acımasızlaşmaları meselesinin üzerinde durulması gerekiyor galiba. İsrail’in politikaların ardında yatan psikolojik etkene odaklanılması gerekiyor: bir zamanların mazlumunun kafasını tuhaf bir komplo mantığı ile zehirleyen ve “kendisinden başka herkesi kolayca harcanmasında herhangi bir mahzur olmayan” olarak gören o tuhaf psikolojik etkene.

 

Öyle ya, herhangi bir su sorunu olmayan İsrail’in birkaç kilometre ötesindeki bir buçuk milyon nüfusluk Gazze’nin önemli bir kısmının su şebekesinden tamamıyla mahrum olduğunu, diğer kısmının da nispi olarak su alabildiğini, bütün Gazze’nin su tüketimin, İsrail’in tüketiminin üçte birine tekabül ettiğini ve İsrail’in bombardımanları sonucu işlemez hale gelen kanalizasyon şebekesinin Gazze’yi insanlığın unutulduğu acınası bir yer haline getirdiğini bildiren BM verilerinin başka nasıl bir açıklaması olabilir ki! Artık nasıl olduysa, lağım göllerinde boğularak hayatlarını kaybeden insanların trajedisini görmezden gelebilme becerisi geliştirebilen ve can güvenliklerinden bile emin olmayan insanları “kendi güvenliklerini tehdit olarak gören ve göstermek isteyen” İsraillilerin tutulmuş oldukları vicdan krizinin anlaşılması başka türlü nasıl mümkün olabilir ki!

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
m.sait sütçü
Yorum duyarlılık
amaç BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ olunca çaktirilen çile kutsaldır..!!!
08 Eylül 2009 Salı 16:34
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR