













Geçtiğimi hafta bu köşede, gün geçtikçe kötüye giden Türkiye-İsrail ilişkilerinden söz etmiş, bu kötüleme sürecinin temel müsebbibinin de “artık İsrail’den çekinmekten vazgeçen” Türkiye olduğunu belirtmiştik. Yazımızın sonunda vardığımız nokta, ilişkilerin daha da kötüleşebileceği, buna dair verilen mevcut olduğu yargısıydı.
Fakat İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in dün yapmış olduğu bir açıklama, medyada, kötüye giden gidişatın İsrail tarafından düzeltilmeye çalışıldığı şeklinde bir izlenim oluşmasına neden oldu. Hatta Peres’in açıklamalarını “bir tür özür” olarak görmek isteyenler bile oldu. Peki, böyle bir yaklaşım doğru mudur, ne kadar sağlıklı ya da ne kadar gerçekçidir?
Peres’in açıklamasına bakalım:
“Ülkelerimiz arasındaki siyasi ilişkilerde geçen yıl boyunca yaşadığımız iniş-çıkışlara rağmen, önümüzdeki dönemde ikili ilişkilerimiz hakkında büyük umutlar görüyorum…”
İsrail Cumhurbaşkanı’nın Cumhuriyet bayramımız vesilesiyle yaptığı açıklamada yukarıdaki ifadeleri kullanması ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, “önümüzdeki birkaç ay içinde İsrail’e yapacağı bir ziyarette ağırlamayı içtenlikle arzu ettiğini” belirtmesi, bir süredir iki ülke arasında devam eden gerginliğin İsrail tarafından sona erdirilmek istendiği şeklinde düşünülebilir, düşünülmelidir de.
Ancak burada şöyle bir soruyu da sormadan geçmek olmaz: Bir süre öncesine kadar, Türkiye ile olan ilişkilerindeki olumsuz gidişata karşı nispeten kayıtsız ve rahat duran, hatta bir İsrail gazetesinde yazan “Türkiye’nin hızla İslamlaştığı ve Atatürk’ün mezarında ters döndüğü” şeklindeki bir ifadeden de çıkarılabileceği gibi, ateşe körükle gitmekten çekinmeyen bazı kesimlerin de bulunduğu İsrail, neden bu kadar yumuşak bir iniş yapma gereğini hissetmiştir?
İsrail kamuoyunda bir süre öncesine kadar Türkiye’ye karşı sürdürülen “provokasyon”a karşı sessizlikle ikrar veren İsrail egemenlerinin daha önceki kayıtsız tavırlarının “bir tür blöf” olduğunu düşünmek mümkün. 28 Şubat gibi tuhaf bir dönemi yaşamış olan ve “millete yönelik her kumpasın” ardında MOSSAD ile CIA’i görme eğiliminde olan Türklerin, bu tür bir blöf karşısında daha önceki birçok örneklerde de görüleceği gibi geri adım atmaları, İsrail açısından beklenen bir durumdur. Ancak bu sefer aynı şeyin tekrarlanmamış olması ve Türkiye’nin, bir süredir sürdürdüğü dış politika açılımlarının getirilerini koruma konusunda kararlı davranmaları, zannediyorum, İsrail’in beklentilerini bu sefer boşa çıkarmıştır.
Şimon Peres’in açıklamasını bu mercekten okumanın yararlı olacağını düşünüyorum. Neticede, şu ya da bu biçimde Türkiye’ye ihtiyacı olan İsrail’in (Türkiye’nin İsrail’e ihtiyacı var mıdır, üzerinde düşülmeli) daha önceki dönemlerde kullandığı metotlarla bu sefer “iş yapamaması”nda aranmalıdır bu değişim, dönüşüm. Türkiye, bu sefer kışkırtmalara gelmemiş, politik duruşunda kararlı olduğunu göstermiştir. Bundan dolayı da İsrail’in Türkiye’ye “samimiyetle” yaklaşması beklenen, beklenmesi gereken bir durumdur.
Tüm bunların ışığında, yazımızın başlığındaki soruyu yeniden sormak ve bu sorudan da geçen haftaki yazımızın başlığındaki soruya gitmek lazım. Şöyle denebilir: Klasik yöntemleri ile Türkiye’den istediğini elde edemeyen İsrail, Türkiye ile olan “iyi ilişkilerine” ihtiyacı olduğundan dolayı, “şu ya da bu şekilde” bu ilişkileri korumaya çalışmaktadır. Yıllardan beri Türkiye’den aldığı ihaleler ve milyonlarca (belki de milyarlarca) doların bir daha akmamak üzere kesilmesini istemez İsrail, üstelik en azından “Ortadoğu’nun iki demokratik ülkesi olarak birbirlerine her zaman ihtiyaçları olduğunu” düşünmekten ve düşündürmeye çalışmaktan da vazgeçmez, vazgeçmeyecektir.
Bu bağlamda, geçtiğimiz hafta sorduğumuz soruyu yeniden soralım: Türkiye-İsrail nereye? Bu sorunun cevabını, geçen hafta da söylediğimiz gibi zaman gösterecek ve şu andaki gidişat pek olumlu değil! Ancak şu da hiç kuşkusuz bir biçimde söylenebilir ki: Türkiye-İsrail ilişkileri, bundan sonra asla eskisi gibi olmayacak. Türkiye daha güçlü ve kararlı olacak bu ilişkide, kartları daha güçlü olacak her zaman, en azından dış politikası bu şekilde sürdükçe… İlişkiler iyi de olsa kötü de olsa, düzelse de düzelmese de böyle olacak bu, Türkiye’nin politik duruşu bunu gerektiriyor çünkü…
