













Soru: Ticarî muamelelerinde ve iş ortaklıklarında kavgalara ve küskünlüklere varan anlaşmazlıklar oldukça fazla görülüyor. Bu tür olumsuzluklara sebebiyet verilmemesi için hangi esaslara dikkat edilmelidir? Ayrıca, dünyayı sarsan ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz; bu sarsıntıdan selametle kurtulabilmeleri için özellikle müteşebbislere neler tavsiye edersiniz?
Cevap: Ticarî, sınaî ve ekonomik münasebetlerde ve alış-veriş muamelelerinde bazı müslümanların sınıf geçmiş olduklarını söylemek de çok zordur. Günümüzde inananlar İslam’ın vaz’ettiği iş ve ticaret ahlakına göre yetiştirilmediğinden dolayı kardeşler bile birbirleriyle yaka-paça oluyor ve kavga ediyorlar. Ehl-i dünya ise, şeytanın ve nefs-i emmarenin de sevkiyle dünyevî menfaatler etrafında bir araya geliyor ve daha çok kazanıp ekonomik bir imparatorluk gerçekleştirmek için her türlü fedakârlıkta (!) bulunabiliyorlar. Mü’minlerin ceviz kabuğunu doldurmayacak şeylerden dolayı kavga etmelerinin ve sermayelerini bölüp parçalamalarının altında yatan sebeplerden biri de şeytanın ve nefs-i emmarenin inananları boş bırakmayıp birbirine düşürmesidir.
Sebepler açısından, iktisadî hayatta başarılı olmanın önemli bir vesilesi de; ehil birisini bulup işin başına koymak ve çalışma tüzüğünü hazırladıktan sonra onu kendi inisiyatifiyle başbaşa bırakıp
fevkalâde bir hal olmazsa onun işlerine karışmamaktır. Öyle ki Ashab-ı Kiram efendilerimiz çok fakir olarak Medine’ye hicret etmişlerdi ama fazla zaman geçmeden bir anda beş yüz deve tasadduk edecek kadar zengin olmuşlardı; çünkü, onlar mü’min firasetini çok iyi değerlendirmiş, eşsiz bir iş ahlakı ve ticaret felsefesiyle dönemin en güçlü tüccarlarının bulunduğu pazarlara bile hakim olmuşlardı.
Orta Asya’ya açılan iş adamlarının çoğunun
genç eğitimciler kadar başarılı olamayışlarının sebebini açıklama sadedinde “hocalar hocası” Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in tahlili Elimizdeki her şey gitse bile keşke birliğimizi ve kardeşliğimizi muhafaza edebilsek!..
Keşke sermayelerimizi ve himmetlerimizi bir araya getirsek, dünya çapındaki büyük işlerin altına girecek kadar güçlü olsak ve sonra da Hazreti Osman ve Hazreti Abdurrahman b. Avf gibi maddi imkanları ulvi gayeler hesabına infak etme civanmertliğini de ortaya koyabilsek!..
İş ortaklığına girişen kimseler daha baştan sistemlerini sağlam kurmalılar; şirket mukavelelerini çok iyi hazırlamalılar; vuku bulması muhtemel anlaşmazlıkları başlangıçta hesap edip itirazların önünü iç tüzükle önceden kesmeliler ve yapılacak işlerin fizibilitesini dikkatlice yapmalılar... Evet, inananlar, Rezzâk-ı âlem Cenâb-ı Hakk’ın taksimatına rıza göstermeliler ama sebepler dünyasında yaşadıklarından dolayı zikredilen esbabı yerine getirmede de kusur etmemeliler.
Müslümanlık muameledir; yani, her meselede, bilhassa alış-verişte helali ve haramı gözetmektir. Son on senede belki elli defa “Zâtî değeri olmayan şeylerle muamelelere girmeyin; kağıda, borsaya, senede ve çeke bağlı bir kısım kazançlar peşine düşmeyin!” demiştim. Bunu söylerken de kehanette bulunmadım; hesapsız gidişât, mevcut kötü halin sinyallerini veriyordu. Bu dönemde müteşebbislerimiz çok tedbirli olmalılar; belki meseleyi bir müddet rölantide götürmeliler; büyük kazanç hülyalarını bırakmalılar. Kat’iyen hiç iş yapmayacak kadar ümitsizliğe düşmemeliler ama eskiye nazaran daha tedbirli çalışmalılar.
Ne zaman pazara sunulursa sunulsun dünyanın her yanında alıcı bulacak olan ve zâtî değeri bulunan sermaye ile iş yapmak lazımdır. Not: Bu Yazı
www.herkul.org sitesinden alınmıştır.
Bilal KILIKLI
Mali Müşavir/Ekonomist
Keşke