Ömer Namal
muhabir1983@mynet.com
İnsan olmak...
18 Kasım 2008 Salı 08:25
Pazar günü nöbetçi eczane arıyorduk.
Yaşayanlar bilirler, acil bir durum halinde ilaç arıyor olma ruh halini.
Heykelin göbeğinde bir bankanın yanındakine en yakındık. Cadde kalabalık, eczanenin önü kalabalık, park edilmiyor, dolu. Biraz ilerisine park edelim dedim, Kafkas’ın önüne. En azından dörtlüleri yakıp bir koşu ilaç alıp gelinebilir. Kafkas’ın önü de dolu her zamanki gibi. Tam bir boşluk bulup, park ettim ki, arkadan bir polis arabası plakamı anons etti. Bu arada sağımda solumda da park halinde 4–5 araç var zaten.
Yaktım dörtlüleri gittim polis otosunu yanına, nazikçe izah ettim. Dedim en fazla iki dakika sürer, ilaç alıp hemen gidiyorum.
Cevap: -Burada araçlar duramaz!
E duranlar nasıl duruyor?
Nitekim bindim arabaya, baktık başımızın çaresine.
Bu gibi durumlarda, canım fena halde sıkılıyor. Çünkü toplum sağlığı, toplum güvenliği toplum iyiliği için kimler, nasıl, ne şekilde çalışıyor kafam karışıyor.
Trafik canavarları ülkemizde zaten başlı başına sorun.
Bunun ana kaynağı eğitimsizlik. Sürücü koltuğuna oturunca, makam atlamış gibi hissedenlerin zihniyeti. Bayram bilânçosudur bunun son örneği, hatırlayalım.
Ancak, sorun sadece sürücüden mi kaynaklanıyor bunu da sorguluyorum. Görevi başındaki memurlar, işlerine özel hayatlarını hiç karıştırmıyor, sabah evdeki kavganın hıncını vatandaştan çıkarmıyor olabilir mi?
Özellikle bazı meslekler var ki, hep dikkatli, özenli olmaları gerek. Öğretmenler, doktorlar,hemşireler, polisler, özellikle yolcu taşıyan araçların şoförleri…. Aklıma gelenler. Dahası var.
Neden?
Direk insanla muhatap ve insana çalıştıkları için.
Onların daha nazik, daha güvenli hep daha iyi eğitimli olmaları gerek. Hatta bazen inisiyatif kullanabilmeleri, daha iyi olacağını bildikleri durumlar için gerekirse kendi yetkileriyle hareket edebilmeleri gerek, iyi niyet kuralları çerçevesinde.
Pazar günü yaşadığım küçük bir örnek. Ama halkayı genişletince, karakollarda suçu ispat edilmediği halde suçlu muamelesi görenler, hastanelerde sürünen, tedavi olamayan ya da yanlış tedavi olan insanlar, eğitimde okullardaki dengesizlik ve başıboşluk zaten ortada değil mi? Şimdi ne var gündemde?
Çocuk yurtlarında yaşananlar, devlet güvencesinde olanların başına gelenler?
İşte bunu kastediyorum, en güvendiğimiz mercilerin imkânlarına, makamlarına ya da unvanlarına sahip olanların, görevlerine, diğer tüm özel sektör çalışanlarından birkaç kat daha özen göstermesi gerektiğini düşünüyorum.
Vatandaşın korunmasına, yönetilmesine, sağlığına, bakımına, yetiştirilmesine, güvenliğine yönelik kurumların yine en büyük hassasiyeti, görev tanımlarının içinde bulunan insan faktörüne göstermelerini istiyorum.
Artık kabuk kırıldı.
Ekonomik ve sosyal anlamda yaşananlar, dünyadaki küresel büyümeden ülkemizin aldığı pay ve bunun etkileşimleri ortada. Zaman aleyhimize işlerken bunu lehimize döndürmek, teknoloji kadar insana yatırımın da yarınlar için güvence olduğunun farkında olarak hayata devam etmek gerekmez mi?
İnsanın önce insana muhtaç olduğunu anlamak için hangi felaketle yüz yüze gelmemiz gerek?
Karşılaştığımız durumlar, ülkeler arasında yaşananlar, her an bir kuşkanadı kadar kırılgan olmamak adına insana yapılan yatırımın harcı sağlam ve insan duyulan sevginin temelleri güçlü olmamalı mı?
İnsan önce insana saygı duymamalı mı?
Sadece bu görev için uygun görülenler değil, vatandaş olmak ta toplum adına hizmette bulunmak için yeterli sebep. Hal böyleyken, herkesin herkese yardımcı olmak, saygı göstermek, gerektiğinde haksızlığa müdahale etmek ya da yanlışı ortaya çıkarmak gibi toplumsal görevleri var.
Önemli olan bunun bilincinde olmak.
Görevli ya da vatandaş fark etmez.
Önemli olan,
İnsan olmak…
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...