













"Sonra
, düşman ordusu
kuvayi
külliyesini ihâta ettik
aslıhanlar civarında
30 ağustosa kadar.
S
onra.
Sonra, 30 ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve
esir olundu.
Esirler arasında general
trikopis:
alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk
frenk uşağı...
Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
nurettin
eşfak'ın ayağı.
Nurettin dedi ki : (
teselyalı
çoban
mihail,)
Nurettin dedi ki : «seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...»
Sonra.
Sonra, 31 ağustos günü
ordularımız İ
zmir'e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan
deli
Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı,
Baktı karşıya.
Gözler hayretle yandılar :
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
seyredip güneşli gökyüzünü
ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.
Sonra...
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden
ve deli
Erzurumlu ölürken kederinden
yüzlerini toprağa döndüler...
Solda, ilerdeydi Ali onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ard arda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip uzak
asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya
benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın
el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu davet bizim...
Yaşamak
bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»
Sonra.
Sonra, 9 Eylülde
İzmir'e
girdik
ve
Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya
ağlıya,
güneyden kuzeye,
doğudan batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından A
kdeniz'i."
(Nazım Hikmet - Kuvayi Milliye Destanı)
Emperyalistleri def ettiğimiz o günden bu güne sadece bayramları kutluyoruz. Gelmesinler diye değil daha beter başımıza çıksınlar diye çaba harcıyoruz. Gecenin en karanlık olduğu an sabaha en yakın olduğu andır. Yinede umudumuzu yitirmeyelim, bayramımızı kutlayalım.
İnadına…
