













Geçtiğimiz günlerde Adana’da otobüs duraklarında bulunan bilboardlara asılan ve ajanslar tarafından “şok reklâm” başlığı ile geçilen reklâm afişleri, kısa zamanda bütün memleket sathına yayıldı. İzmir, İstanbul, Eskişehir vb büyük şehirlerin en ücra köşelerindeki otobüs duraklarına da görülmeye başlayan bu reklâm afişlerinde, insan vücudunun üzerine yerleştirilmiş hayvan kafaları kullanılmış ve insan onurunu inciten sloganlar kullanılmış.
Örneğin şu tarz sloganlar var, hayvan kafalı insan resimlerinin üzerinde: 1.) “Fotoğraf makinesi alırken sağılacak inek miyim?” 2.) “Televizyonda pahalı fiyata atlayacak kadar sazan mıyım? 3.) Cep telefonunda kazık yiyecek kadar kuş beyinli miyim? 4.) Çamaşır makinesinde kazığa razı olacak kadar koyun muyum? 5.) Bilgisayara fazla ödeyecek kadar kaz kafalı mıyım?
Bu sloganların oldukça ilgi çekici olduğunu inkâr edecek değilim. Kim hazırlamışsa, amaçlamış olduğu ilgi çekmeyi başardı. Ancak sormak lazım, ilgi çekmek ve hatta daha da ileriye gidelim, malımızı satmak için insanların kendilerine hakaret olarak algılayabilecekleri reklâm kampanyaları yapmak ve serbest piyasa ekonomisinin bütün kurallarını hiçe sayarak, henüz karşılaştırma imkânı bile olmayan fiyat seçenekleri arasında karşılaştırma yaparak, henüz hiçbir mal ve fiyat arzında bile bulunmadan insanları “kazık atan” ve “kazık yiyen” olarak sınıflandırmak kamusal vicdana sığar mı?
Bir hocamın ticaret tarihi dersinde yaptığı kapitalizm tanımını hatırlıyorum: “Herhangi bir yol ile hedef olarak belirlenen insanların parasını onların rızası ile almak.” Bu tanım ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır, bilimsel anlamda herhangi bir değeri var mıdır, açıkçası bilmiyorum. Ancak söz konusu reklâm kampanyasını her kim yaptıysa, bir tür provokasyon ile tüketicinin parasını alma amacını dillendiriyor. Bu açıdan yaklaşıldığı zaman şu söylenebilir: kampanyanın kapsamından anlaşıldığı kadarıyla oldukça yüksek bir sermayeye sahip olan henüz meçhul bir tüccar, rekabet kurallarını hiçe saymakla kalmayarak, ayrıca hem üreticiye hem de tüketiciye hakaret ederek ve tüketiciyi “enayilik yapma bak” kabilinden sosyal bir tehditle provoke ederek, kendine bir çıkar alanı yaratmaya çalışıyor.
Tüketiciye, “benden alışveriş yapmazsan kaz kafalısın, kuş beyinlisin, ineksin, koyunsun, öküzsün” diyerek aklınca reklâm yapan ve ismini duyulur kılma çabası içinde olan bir ticari odağın söz konusu faaliyeti masum bir pazarlama stratejisi olarak düşünülüp ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilebilir mi? Kendisinden başka bütün tüketicileri “kazıkçı, tu kaka” olmakla itham eden ve tüketicinin gözünden düşürerek ticari ahlakın dibini oyan bu tür bir anlayış, anlayışla karşılanabilir mi? “Ülkemizde demokrasi ve ifade özgürlüğü var kardeşim,” denilerek görmezden gelinebilir, hatta konu ticari girişim bağlamında değerlendirilerek “aferin, ne kadar da zekice” denilerek alttan alta övülebilir mi?
Bu sorular ve cevapları, görünen o ki, önümüzdeki günlerde ciddi bir biçimde tartışılacak kamuoyu tarafından. Yani önümüzdeki günlerde, kampanyaya yönelik sosyal tepkiyi (olumlu ya da olumsuz olabilir bu) hep birlikte göreceğiz.
Ancak şu noktanın atlanılmaması gerekir: ifade özgürlüğü dediğimiz şey, ifadenin, muhataplar üzerinde ne tür bir izlenim bıraktığı ile ilintili bir şeydir. Eğer, özgürce ifade ettiğiniz şey, muhatabınıza hakaret etme kabilinden bir şeyse, o zaman ifade özgürlüğü kapsamına girmez. Çünkü ifade özgürlüğü, hakaret etme özgürlüğü değildir. Öte yandan, ifade özgürlüğü, düşünsel bir ifadenin özgürlüğüdür. Maddi çıkar sağlamak amacıyla, insanları hayvanlara benzeterek, bunun tepki çekeceğini de bilerek, ancak her ne olursa olsun, reklâmın iyisinin ve kötüsünün olmayacağını düşünerek, provokatif nitelikli hakaretamiz ifadeler üretmek, en basit ifadeyle ayıptır.
Son olarak, sözünü ettiğimiz kampanyaya yönelik tepkilerini dile getirenleri düşünsel konumlarından dolayı (Eskişehir’de bilboardlara tepkilerini gösteren Türk Ocağına mensup vatandaşlar mesela) afişe etme amacıyla “bu kafa o kafa” şeklinde yakışıksız ifadeler ortaya koymak ve bunun sözde özgürlükçü-liberal düşüncenin gerektirdiğini lanse ederek yapmak, daha da ayıptır.
