













Uzun süre elektrik hırsızlığı suçu belli bir yere konamamıştır. Zira kanundaki tanım başkasına ait bir malı alıp kendi zilyedine geçirmeden söz eder. Bu da hukukçularımızın kafasını karıştırır uzun süre; öyle ya, elektriği cebine alıp başka yere götürmediğine göre nasıl hırsızlık diyeceğiz biz buna… Neyse ki bir süre sonra kanun değişikliği ile çözüldü iş. Ama hala kanunlarımızı anlarken bazı zorluklar ve anlaşmazlıklar baş göstermektedir.
Robin Hood misali zenginden alıp fakire vermenin suç olduğu ortadadır. Çünkü hırsızlık suçu kanunda; “Herhangi bir kimsenin başkasının taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden almasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi hırsızlanan kişinin (hırsızlanmak tamamen tarafımdan üretilen bir terimdir, halk deyişidir, kanun lafı değildir) zengin ya da fakir olmasının herhangi bir önemi yoktur.
Genelde Hukuk Fakültelerinde sınavlarda sorulan ve her soruluşunda öğrencilerce “hadi canım bu kadar da olur mu hayatta, hocanın yaptığı da iş yani” tepkisiyle sinir geliştirilen durumlardan biri de hırsızdan çalmaktır. Genelde içli dolandırıcıların aklına geldiğini düşündüğüm bu durum kişiyi kendi içinde rahatlaştırabilir. Yani kişi şöyle düşünebilir; nasılsa çaldığım malı o kişi de çalmış yani ben çalmasam da asıl sahibinde değil artık neden vicdanımı sızlatayım ki… Ama kanun buna karşı gerekli önlemi almıştır. Zenginden çalıp fakire vermekle hırsızdan çalıp afiyetle yemek arasında kanunca herhangi bir fark yoktur. En fazla Hulusi Kentmen ya da Adile Naşit kıvamında anlayışlı bir yargıç karşısına çıkıp takdiri indirimle alacağınız cezadan belli bir oranda indirim yapılmasını umabilirsiniz. Bu nedenle hırsızdan da olsa lütfen çalmayınız.
Şimdi avukatları savundukları kişilere göre sınıflandıran ve savundukları kişiler ile aynılaştıran bir anlayış gittikçe hakim olurken böyle bir yazı yazmak bazı tehlikeleri göze almak demek benim için. Zira bir davada sav öne süren Savcılarla, o davanın delillerini toplayan adli kolluk konumundaki polislerle afiyetle iftar açan Yargıçlarımız, bu yemeğin fotoğraflarını yayınlayan gazeteciyi yargılarken aynen şöyle demiştir “eee biz uyuşturucu avukatlarıyla mı yemeğe çıkıyoruz, ne olmuş yani!” Yani uyuşturucu ile ilgili bir suçtan yargılanan kişiyi savunan avukat o düşünüşle derhal uyuşturucu avukatı sıfatını almış bulunmaktadır. Zira, bu yazı yüzünden bana da hırsızlık avukatı denebilir. Bunu istemediğim için lütfen hırsızdan bile olsa çalmayınız, elektrik gibi, marka gibi cebe sığmayan şeylere hiç tenezzül etmeyiniz.
Her avukattan bir Robin Hood güzelliği bekleyemeyiz, doğru, ama onları da girdikleri davalara ya da savundukları kişilere göre sınıflandırmak acımasız bir aynılaştırmadır. Böyle bakacak olsak ayakkabı boyacılarına yoldan geçenin boyacısı, doktorlara her yanı iltihaptan kokuşmuş kişilerin doktoru, işçilerin bir kısmına çöplerin işçisi, otomotiv sektöründeki bir kısım kişiye ise motorların ustası dememiz gerekir, ki bu bizi daha da içinden çıkılmaz bir noktaya götürecektir. Avukatlar yangında ilk kurtarılacak eşyalar gibi herhangi bir olumsuzlukta ilk suçlanacak kişi olmaya alışkındır. Ama diğer bazı mesleklere bu iş sıçrarsa bu hırsızdan çalanın kendi vicdanını rahatlatmasından daha derin bakışlar gerektirebilir. Düşünsenize devlete vergisini veren ve yasal olarak vesika almış ve eğlence sektöründe çalışan (ne kadar yumuşatmaya çalıştığımın farkındasınız sanırım), bu suretle kamuyu oluşturan bireyleri mutlu ederek en azından psikolojik olarak topluma fayda sağlayan kişilere ne diyeceğimiz bellidir de, diyeceğimizi dersek o kişiler ne denli üzülür bu belli değildir. Bir şeyi yaparken de yapanları sınıflandırırken de dikkat etmek gereklidir.
Ayrıca maaşı devletten alarak kamu görevi yapmak ne kadar bedavaya kamu hizmetine kendini adamak değilse, parayı kamuyu oluşturan bireylerden alarak belli oranda kamu görevi yapmak da başlı başına adanmışlık içeren bir teslim oluş değildir. Herkes ekmeğinin peşinde genel lafı gereği işini –işi her ne ise artık- iyi yapması sonunda kamuya faydalı işler yapmasını ve o kişinin de üstüne düşen kamu görevini yerine getirmesini sağlar. Değilse kişinin yaptığı işe değil de kimin işini yaptığına ya da işini yaparken neyi kullandığına bakarsak kirlenmeyen bir alan bulamayız.
Ezcümle, çalmaya dair olsa bile, söylerken dikkatli olmalıyız.
oldu