













Modern çağın sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik aygıtları, insan hayatını kendisine ait olmayan şeylerle kuşatmış ve insanı, aslında kendisi olmayan, ancak kendisi olduğunu sandığı bir tür haline getirmiştir. İnsanın kimliğini çok katmanlılaştırarak yalınlıktan uzaklaştırmış, kendi özüne yabancılaştırdığı insanı, bir tür oyuncaktan başka bir şey olmayan kimlik tanımlamaları ile kendisinden başka bir şey yapmıştır. Modern çağ insanının yaşamı, insanın kendisini kuşatan dışsallıklardan kurtularak kendisini var etmeye çalıştığı bir süreç, kendisi ile kendisi olmayanı ayırt etmeye çabaladığı bir mücadele ve tanımlama alanıdır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra sahneye çıkan Yahudi yazarlar kuşağının en önemli ve en ünlü temsilcisi olan Saul Bellow’un Herzog isimli anıtsal romanı, modern çağın yabancılaştırıcı aygıtları tarafından esir alınan yalnız ve entelektüel bir erkeğin, akademik kabızlıktan ve özel hayatını sürdürme konusundaki başarısızlıktan muzdarip olan Yahudi asıllı akademisyen Moses Herzog’un var olma ve var kalma mücadelesini anlatmaktadır. Başarısız bir evliliği olan ve yazmayı planladığı, Hegel ile ilgili eseri bir türlü yazamayan Herzog’un her anını her şeyi sorgulayarak geçirdiği mutsuz yaşamının, okuyucuyu tanıdık bir dostla karşılaştığı hissine sürükleyen içtenlikli hikâyesi, tam da, var olmaklığı ve zamansal düzlemi kaybetmiş modern bir divane olan modern-entelektüel-yalnız-çaresiz insanın yaşamsal amaç yoksunluğundan kaynaklanan kaybolmuşluğunu betimlemektedir.
Bir kimseden hiç kimseye mektuplar
Çok sevdiği, uğruna bir çiftlik satın alarak taşraya yerleştiği ve akademik yaşama sırt çevirdiği karısı tarafından aldatıldığını öğrenen Herzog’un yaşadığı travma, onu silikleştirmiş, var olmak ile olmamak duygusu arasındaki o tuhaf mengeneye hapsetmiş ve ona şöyle söyletmiştir: Aklımı yitirsem de ne yapalım yani, bana göre hava hoş…
Moses Herzog, hayata ve insana, bu arada da kendisine olan güvenini kaybetmiştir. Karısı tarafından terk edilmiş olması, onu biri olmaktan çıkarmış, hayatın hayhuyunda bir çöp gibi sürüklenmeye bırakmıştır. Kendisi olmayanın dayatmasıyla nesnel dünyadan kopma noktasında gelen Herzog, tanıdığı ya da tanımadığı, yaşayan ya da yaşamayan, tanınan ya da tanımayan birçok kişiye notlar ve mektuplar yazmaya başlamıştır. Hiçbirini göndermediği bu mektupları, önce normal kâğıtlara, daha sonraları eline geçen kâğıt parçalarına ve en sonunda da aklına yazmaya başlamıştır. Bir gün bir yazara mektup yazarak onun fikirlerini eleştiren argümanlar geliştirmekte, bir başka gün de çoktan ölmüş olan bir arkadaşına mektup yazarak eski defterleri karıştırmaktadır. Gerçek hayatın nesnelliğinden kopmuştur artık Herzog, öznel algının zamansız ve mekânsız evreninde kulaç atmaktadır.
Herkesin yaşadığı gibi yaşamaktadır Herzog… Sevgilisiyle yatmakta, yemek yemekte, seyahate çıkmakta, köşedeki pubda içmektedir. Karısının kendisini terk etmesinden sonra geri döndüğü çiftlik evini yeniden düzenlemekte, geleceğe dair planlar yapmaktadır. Fakat tüm bunları eyleyen Herzog’un içinde bir başka Herzog vardır. Gönderilmemiş mektupları yazan ve sıradan hayatın bütün zincirlerinden kendisini kurtarmış, kelimelerden inşa ettiği atölyede kendi kendini yeniden üreten bir deli… Aklını yitirmiş bir adamdır o, fakat ona ihtiyacı olmadığını da bilmektedir. Dediği gibi, yapacak bir şey yoktur ve onun için hava hoş’tur…
Below: Modern bir varoluşçu
Ekim devriminden sonra Rusya’dan kaçarak Kanada’ya yerleşen bir soğan tüccarının oğlu olarak burada doğup ailesi ile birlikte dokuz yaşını sürerken Amerika’ya, romanlarının değişmez mekânı olan Chicago’ya göç eden ve Chicago Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı, Northwestern Üniversitesi’nde de Antropoloji eğitimi gören Saul Bellow, Modern özgürlük anlayışı, başka bir deyişle karşınıza dikilmiş size meydan okuyan yalıtılmışlık ve özgürlük bileşimi, sizi kendinizi oluşturma mücadelesine davet eder. Bu süreçten, tamamen insanlık dışı bir yaratık olarak çıkma tehlikesi de vardır, derken, Herzog’un dönüştüğü şeyi kavramsallaştırarak varoluşsal bir teori haline getirmiştir. Below bu yönüyle, romancı olmasının yanında, felsefi argümanlarını romanlarla anlatma yolunu seçen ve her felsefi çalışmasına karşılık bir de felsefi roman kaleme alan, varoluşçu felsefenin babası olarak da bilinen Fransız romancı-filozof Jean Paul Sartre’ı anımsatmaktadır.
Üç defa üst üste Ulusal Kitap Ödülü, alan Below’a, ayrıca Pulitzer Ödülü ve Nobel Ödülü de verilmiştir. Eserleri, Büyük Amerikan romanını aramaktan vazgeçin. İşte o karşınızdadır, sloganı ile pazarlanan yazar, 2005 yılında vefat etmesine rağmen, yalnızca Amerikan edebiyat tarihinde değil, dünya edebiyat tarihinde de çok önemli bir yer edinmiştir.
Özde Duygu Gürkan tarafından dilimize kazandırılmış olan Herzog, İletişim Yayınları tarafından 2008 yılının Şubat ayında Türkiye kamuoyuna sunulmuştur.
