













Ülkemizde, aslında tüm dünyada, önemli bir sorun var. Devletleri yıkan, ülkeleri böldüren, insanları birbirlerine diş biler hale getiren yegâne düşman “ SEVGİSİZLİK”. Sevgi her şeyin temelidir. Toplumların yegâne yapı taşı olan AİLE, bu SEVGİ temeli üzerine kurulur (kurulmalıdırlar). Temeli sevgi dolu aileler demek, sevgi dolu toplumlar demektir. Bu da ne kendisine ne de çevresine düşman olmayan, güvenilir bir ülke demektir. Nerede görülmüş sevgi dolu toplumların etrafını kan gölüne çevirdiği? Nerede görülmüş sevgi dolu toplumların vahşi, barbar olduğu? Sevgi sayesinde insanlar anlaşırlar. Arkadaşlıklar ve birliktelikler ancak bu şekilde yürürler. Sevgi varsa hoşgörü vardır. Hoşgörü varsa anlayış vardır. Bu üçü varsa eğer düşmanlık olmaz. Tabi bu tek taraflı olmayacak. Bir kısım böyle diğer kısım aksi olur ise düşmanlığa engel olunamaz. Belki dünyanın birbirinden nefret etmesini önleyecek kadar sevgi temeli aşılayamayız ama en azından kendi yaşadığımız toplumu bir arada tutacak sevgiyi aşılayabiliriz. Birilerinin aksine BUNU YAPABİLİRİZ!
Lakin şu an ülkemin sevgisizlik ile ilgili bazı sorunu var. İşte bu yüzden yukarıda bahsettiğim durumlar ile karşı karşıya kalıyorum, kalıyoruz. İnsanlar çok zıt görüşte olabilirler, inançlarımın aksi şekilde hareket ediyor olabilirler, siyasi görüşünü beğenmeyebilirim ama bu o kişiyi, kişileri sevmeme engel olamaz, olmamalıdır! Özellikle de o kişilerden nefret etmeme neden olamaz! Sevgi, saygı ve hoşgörü çerçevesinde ancak milletimiz ve ülkemiz bölünmez. Bu üçlüyü kaybettiğimiz anda, kimse kusura bakmasın ama bölünmek ve yıkılmak kaçınılmaz bir sondur. Şu bir gerçek ki bizleri bir arada tutan çok güçlü bağlar var. İnanç ve millet-vatan sevgisi gibi. Şu an bizi ayakta tutan bunlar. Yalnız millet sevgimiz biraz sallanmakta. Bugün yaşadığımız ve bir türlü bitirilemeyen, bitirilmek istenmeyen ( !? ) sorunlarımız bunun bir göstergesidir. Birileri bizleri Sağ-Sol, Türk-Kürt, Başörtülü-Başörtüsüz, Suni-Alevi diye ayırıyor. Bu farklılıklarımızı düşmanlık vesilesi olarak kullanılıyor. Oysa bu farklılıklar zenginliktir. Hepimiz tek tip mi olalım? Başka zaman olsa bundan şikâyet ederiz ama farklılığı görünce hemen o farklılığı beğenmeyiz. Aslında kendimizi yalanlayan davranışları sergiliyoruz. Kimin solcu olduğu, kimin başörtüsü taktığı, kimin kürt olduğu veya alevi olduğu beni alakadar etmez! Benden farklı olan bu insanları da ben kendime TEHDİT GÖRMEM!
Bu yüzden, meydanlara çıkıp kara çarşafı haz duyarak yırtanlara, Atatürkçü diye insanlara hakaret, küfür, inançsızlık iftiraları ile saldıranlara, kürt diye “kesin terörist bu” diye peşin hüküm verenlere benim gibi yapmalarını tavsiye ederim. Nasıl birileri bir şeyleri yırtıp yakmaktan haz duyuyorsa, benden farklı kişileri tehdit olarak algılamamı isteyenlerin denklemini bozmakta bana ayrı bir haz veriyor doğrusu. Herkese bu zevki tatmaya çağırıyorum!
Ayça Mutlucan
STDM Aktivisti
