













YADA GDO
Sloganlar hoşuma GDO r (gidiyor). Mesela ‘’GDO ya hayır’’ desem bir pankart açsam.. Ama sabah açmaya niyetlendiğim pankartı akşam ‘’YOKMU DAHA GDO’’ diyecek kadar bu ürünlerin bağımlısı olursam. Ya genetiğim bir günlük süreçte değişecekse, ya kendimi tanıyamaz hale geleceksem!
Koç gibi delikanlılar, sülün gibi kızlar, ot gibi gençler, koyun gibi topluluklar, gibi hayvanımsı toplumlar olacaksak. Tilki gibi kurnaz, kurt gibi aç, öküz gibi öküz, yani hayvanın ta kendisine ait genlerle yaşayamaya alışmak ‘’depremle yaşamaya alışma’’ktan daha mı kolay olacak.. Korkuyorum aslında; nasıl bir yaratığa dönüşeceğiz, yada nasıl bir topluma dönüşeceğiz: Mesela; dün bir çocuk doğurdunuz; atıyorum sazan balığı geniyle, yada büyüme hormonu enjekte edilmiş inekten aldığınız sütü verdiniz bebeğe göz açıp kapayana kadar bir süreçte pat çocuk büyümüş. Korkutucu değil mi? ( İnsan gibi görünürse sorun değil)
Hatta şöyle oluyormuş:
Eşiniz diyor ki: hanım ben çocuğumun aslan gibi olmasını istiyorum; o yüzden bak bu portakalda aslan geni var hamile kalmadan önce bunu çok ye..
Kadın: Yok yok ben uslu, koyun gibi bir çocuk olsun isterim diye itiraz edip; koyun genli elma yiyormuş;
Yada doktora gidiyorsun, muayene oluyorsun: diyorsun ki:
- Doktor neyim var?
Doktor: Bir şeyin yok. ‘Domuz gibisin’
Hatta ben bu yazıyı yazarken Ukrayna da nedeni belli olmayan bir virus ölümlere yol açıyor. İstermisin bu organizmalar baş kaldırsın, labaratuardan kaçsın, siz misiniz böyle yapan deyip insanı düşman bilip öldürücü darbelerini yapsınlar. Olmaz mı böyle şey, neden olmasın?
İşin esprisi belki ama mümkün değil mi sizce de: ve korkutucu; içinde bulunduğumuz toplumun bunca değişmiş olmasını insana dair genlerimizin beklide bozulmaya başlamış olmasına bağlayamaz mıyız? Yani bu genler yüzünden fiziksel olarak bir hayvana henüz benzemiyor olsak bile salgıladığımız kimyasallar benzemiyor mu?
Diğer türleri korumak ya da yeni türler elde etmek adına acaba insan türüne zarar vermeyecek miyiz? Kısa vadede elbette bunu gözlemlemek mümkün değil. Bütün bunların bilim adına iyi niyetle olmadığını içimde bir gen söylüyor.
Ems , kanser, prostat, kolon, troit kistleri, sonra yiyecek alerjileri,mesela, çölyak beklide bu yüzden olmuyor mu?
Bu yazıyı yazmama neden olan 26 ekim 2009 da yürürlüğe giren (Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik) de geçen tanımlar ve ve aynı günlerde (23-26 Ekim ) Dünya Un Sanayicileri Birliğinin Belek Antalya da gerçekleştirilen toplantısında Başbakanın ve Tarım Bakanın konuşmaları oldu. (Not: yönetmelik tarihi ve konferans tarihi bana ilginç geldi)
GDO: Genetik yapısı değiştirilmiş organizmayı,
Genetik yapısı değiştirilmiş organizma: Modern biyoteknoloji kullanılarak genetik materyali değiştirilmiş olan, insan haricindeki organizmayı,
Gen sahibi: GDO ve ürünlerinde değiştirilmiş olan gen ya da genlerin patent hakkını elinde tutanı,
Fare, tavşan koyun, domuz, tavuk, balık gibi birçok hayvanda değişik genler denemiş ve birçok yeni canlı elde edilmiş. Hatta öyle ki bu canlıları elde edenlerin elinde patentleri de var. Patent sahibi kar amacı güdenler mi.? Ve biz kar amacı güdenlere ne kadar güvenebiliriz.
İki arkadaş konuşuyor
- Dünyalık neyin var:
- Babadan kalma üç beş genim var işte onları değerlendirmeyi düşünüyorum.
Gelelim kongreye; kongrede, ulusal gıda kıtlığı ve Etiyopya atıfta bulunurken Sayın Başbakan dünyadaki ebenzer eşitsizliklere kafa yorup yormadığımızı soruyor.
Evet yoruyorum şahsen. ‘Benzeri eşitsizlikler: kefenin bir tarafı daha ağır basıyor: yani adalet terazisinde sorun var.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ise aynı konferansta Dünyanın 3. Büyük gen bankasının 2010 yılının sonunda tamamlanacağı müjdesini veriyor.
Yani kendim için istiyorsam namerdim, insanlık için Afrika da ki açların doyması için yinede onları öldürecek yada hasta edecek gıdalarla beslemek için ‘’yaşasın gdo’’. (sloganları seviyorum)
Daha gıdalardaki ilaç kalıntılarıyla başa çıkamayan ülkemiz gdo larla nasıl başa çıkacaktır. Daha dün yeşil devrim deyip organik tarıma yönelmeye çalışırken işlerimiz gdolarla daha da karışmayacak mı ve ilaç kalıntısı var diye geri gelen ürünlerimizi gdo lu diye hiç ülkeden çıkartamasak ne olacak?
Sonra bazı devletlerin hükmetme, esaret altına alma eğilimlerini yeniden görmezden mi geleceğiz.
Ayrıca Diyanetten de bir açıklama bekliyorum, yani biz Müslümanlar titizis dinimiz gereği bazı konularda; domuz olmayacak, kan olmayacak, leş olmayacak, geviş getirecek, çift tırnaklı olacak vs. bu organizmalar en basitinden helal mi; Ki : biz daha tavuk bismillah denilip kesilmiş mi onu bile bilemezken, inançlarımızı bir tarafa bırakalım yediğimiz bir dilim ekmek onu bari temiz yiyelim demeye hakkımız yok mu vatandaş olarak ve devlet güvenli gıda temini konusunda garanti verebilir mi? Ve en harbisinden ürünlerimize güvenebilirsiniz diyebilecek üretici firmalar olacak mı?
Sanayi,ticaret kar, ithal ihraç derken göz göre göre insanların sağlıkları ile oynanmasına devletler göz yummasın.
Analar ağlamasın.
Markete gittim, meyve reyonunda durdum; öylece baktım meyvelere bunlar gdo lu muydu sağlığa yararlı mıydı? İçlerinde biran olduğunu düşündüğüm organizmalar midemi bulandırdı ve derhal ayrıldım reyondan, sonra süt ürünleri reyonuna baktım ama vazgeçtım kusmadan marketten ayrılmayı hedeflerken en zararlı yiyecek olarak karşımda durmuş olan cipsi aldım. Aklımda telefon etmek vardı: Alo 174
Bana komik gelen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın "Güvenilir Gıda Sağlıklı Yaşam" sloganıyla (ki biliyorsunuz seviyorum sloganları) "Alo 174 Gıda Hattı’’ nı hizmete açmış olması.
Komik değil mi..
- Alo 174 gıda hattı mı. GDO lu gıda ve yemler sağlıklımı. Marketten gönül rahatlığıyla hangi marka ürünleri alabilirim. Ya ineğime vereceğim yem!!!
