













-Heyy, geldik işte! Yanaş iskeleye.
-Evet, tamaaam.
-Demir atııın!
İşte, yine buradayım ayrılırken dönüşü umut edilen bir gidişin sonunda. Yine, yeni, yeniden merhaba!
Hayatın denizinde kağıttan gemiler gibiyiz; sağa sola yalpalayan, amansız, apansız ıslanan... Yine de batmayan. Düşünürüm hep, hayatın özündeki manaların yoğunluğu ruh alemimizdeki manaların yoğunluğundan büyük olmalı ki, hayat bizi daima üstünde taşıya
bilsin, kaldırabilsin, ne halde olursak olalım; sağa sola yalpalayan, amansız, apansız ıslanan...
Hayat...O(c.c.)'nun verdiği en nadide hediyedir. Her sabah, O'nun verdiği gözleri açarak, O'ndan gelen ab-ı hayatı damarlarımızda hissederek ve en acımayan yanlarımızla, en büyük zenginliğimiz olan "Ben buradayım!" diyebilmenin hazzıyla kapımıza "Rahmet" eliyle, "Hayy" sıfatıyla bırakılmış bir hediye buluruz... Kırılıp dökülmemiştir o. Bizim verdiklerimiz gibi elimizdekilerden daha az değerli de değildir. Değildir ki bir bahçıvanın, bahçesinde yetiştirdiği taze, gözü gibi korunası bir çiçeğini, sokaktan geçen herhangi bir kimseye vermesi kadar da şaşırtıcıdır. Hem de o kişinin bir çiçeğin ne yapılacağını bilmeyen, güzellikle çiçeğin anlamdaş olduğunu anlayamayan, az sonra onu ilerideki kaldırıma pervasızca atabilecek bir meczup(!) dahi olabileceğini bile bile..
Hayat, O'nun eliyledir. Hayat, her karesi O'nun nazarlarına ayna olduğu için mucizedir. Mucizevidir. Karşılıksız verildiği için böyle yahut karşılığı, bedeli verilemediği için "En değerlidir".
Ama benlik-evet o en değerliyi değersiz nazarıyla manasız kılan şey- bize karşılıksız verilen her şeyin değersiz olduğunu fısıldadı. Kalpler, birer pompa! Akıl kemmiyeti birleştiren makine! Ruh... Ruh, üzerinde durulası bile değil onun için. Hayat, yani O'nun hediyesi eziyetti o 'mutlaka ölümü tadıcı' olanın yanında. Bazen görmezden geldiği, kulaklarını sağır eden manalarda boğulacak gibi oldu ama yine de vazgeçmedi... Adem (a.s.)'le başladı işe, işte sıra bende, bizde! Çok, çok tecrübeli bu işte. Ben ise ona karşı yeni doğmuş bi ceylan yavrusunun ürkekliğini taşıyorum. Ama biz onun için varız, o da bizim için var "O" öyle buyuruyor. Kaçmak da, amansız, apansız ıslanmak da olsa bu yolda hiç bir zaman korkmuyoru(z)m.
-Derindeki ses tekrar-
-Rüzgar var! Yeter oyalandığımız.
-Ne yapmalı?
-Demir all! Yekenler fora...
Bir sigaranın ardından;
-Denizde hayatta kalabilmek için, hayatta deniz gibi olmak gerekiyor; her şeyi içinde barındırabilmek...
(*)Kardeşim Mikail'in güncesinden alıntıdır.
sevgili mikail e sevgilerle