













Hayat bir oyun. Herkes yazılmış ve replikleri hazırlanmış bir tiyatro oyununu sergiliyor bu dünyada. Kimine komedi yazılmış oluyor, kimine dram kimine ise hüzün ve gözyaşı.
Herkes zamanı ve sırası geldiğinde geliyor dünya sahnesine sergiliyor rolünü ve çıkıp gidiyor sahneden bazen alkışlarla bazen de hüzün ve gözyaşıyla ama izleyenlerin anılarında lezzetli bir tat bırakarak gidiyor.
Sonra geriye anılar alıyor. Bazen güldüren bazen de buruklaştıran ve gözyaşları döktüren. Sonra yokluk geliyor insanın aklına bir daha hiç göremeyeceğin.Birlikte gülüp eğlenemeyeceğin. Birlikte yemekler yapıp sohbet ederek yiyemeyeceğin geliyor aklına. Sonra ufak ucuz sebeplerden kavga edemeyeceğin. İşte o anda yangın başlıyor kalbinde. Keşke diyorsun keşkeler başlıyor.
Keşke bu dünyadaki ortak rollerimizi uzatmak elimizdeyken daha çok anı paylaşsaydım. Keşke zamanında daha çok daha çok sevseydim. Zamanında fırsatlar elimdeyken daha çok koklasaydım. Daha çok gülümseseydim o yanımdayken. Keşke onu daha az kırsaydım. Şimdi yanımda olsa gülen gözleriyle bana baksa sımsıkı sarılsa bana diye hayal ediyoruz. Öyle çok keşkeler sarıyor ki etrafımızı. O kalabalık içinde giderken sadece arkasından boş gözlerle bakıp sadece keşke diyoruz. KEŞKE.
Ve anlıyoruz ki. Bu hayat gerçekten bir oyun. Senaryosu ve replikleri hazırlanmış bir oyun. Ama bu oyunu değiştirmek elimizde değil mi? Henüz elimizde fırsat varken keşke dememek için değiştiremez miyiz fırsatları?
Güzel günler yaratamaz mıyız kendimiz için. Hayatımızdaki hüzün zamanlarını ve dram sahnelerini azaltıp onların yerine daha neşeli daha komedi sahneler yazamaz mıyız? Sevdiğimizle daha uzun, daha mutlu zamanlar geçiremez miyiz? Birbirimize sevgimizi saygımızı sadakatimizi daim tutup mutlu olamaz mıyız? Birbirimizi korumak için, birbirimizin gözüne bakmak için illaki bize yazılan senaryoyu mu uygulamak mı zorundayız. Değiştiremez miyiz bazı gerçekleri.
Yoksa bu bizim elimizde değil mi? Hep acılı sahnelerimi oynamak uygun görülmüş bizlere. Bu acılı senaryoyu yazan kim. Kim yazıyor ve biz oynamak zorunda kalıyoruz. Tanrı’mı yazıyor bu senaryoyu kader adı altında.
Kader tabii ki var. Kaderimiz belli. Yaşayacaklarımız ve tadacağımız acılar ve sahneye ne zaman çıkacağımız ve ne zaman ineceğimiz belli bütün bunlar kaderimiz. Bence sadece sınırları belirlenmiş olarak belirli kader.
Hayatın ince ayrıntılarını yaşayacağımız diğer yaşanacakları bir şekilde kendimiz yazıyoruz. Kendimizce kararlar alıyoruz. Oyunun bir sonraki sahnesinde hayatımızda neler olacağını kendimiz belirliyoruz. Karalar alıyoruz.Bazen doğru bazen yanlış. İşte bu aldığımız kararlar etkiliyor hayatımızdaki başrol oyunculuğumuzu ve bize eşlik edecek esas insanı.
Evet; Hayat bir oyun. Dünya sahnesine ne zaman çıkıp rolümüzü kimlerle oynamaya başlayacağımız zaman içinde hayatımıza kimlerin girip çıkacağı neler oynayacağımız belli. Ama yaşam ayrıntılarda gizlidir. Bilenler ve bunun farkında olanlar için hayat ayrıntıdır. Ayrıntılarda gizlidir. Ve bu ayrıntıların yazarı da kader değil. Kendimiz iz.
İşte bu yüzden.Hayatı ayrıntılarda yaşayıp, ayrıntılarda ki farklılıkları tadıp, ayrıntılardaki mutluluğu aramalıyız. Çünkü yaşam senaryomuzun yazarı biziz.
YORUM
bayıldım