













Her insanın mutlaka hayalleri vardır. Hayaller kurarız hep. Zaman, zaman asla gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz ama bizi mutlu eden hülyalarımız.
Ama bazı hayallerimiz vardır yine ir gün gerçekleşeceğinden emin olduğumuz. Ama gerçekleşmesi için çok çalışmamız gerektiğini bildiğimiz.
Var olan umutlarımızı, kurduğumuz hayallerimizi gerçekleştirmek için mutlaka çok çalışmalıyız. Bilmeliyiz ki bu dünyada bu devirde çalışmadan çaba göstermeden hiçbir hayal gerçekleşemez. Çalışmayınca hiçbir işte başarılı olamayız.
Bütün bu gerçekleri bilmesine çok iyi biliyordum. Hayatım boyunca da hep emin oldum. Eğer bir işte başarılı olmak istemezsek, o iş için üzerine yoğunlaşıp çok çalışmazsak başarılı olamayız. Eğer kurduğumuz hayallerin peşinden koşmazsak, hayat bize her zaman başarısızlık, umutsuzluk ve özgüven eksikliği verir.
İlk önce kurduğumuz hayale inanmalı sonra o hayalin gerçekleştirebilmeciğimiz için kendimize inanmalı. Sonrada çok çalışmalıyız. Söylediğim gibi bunları hayatım boyunca hep çok iyi bildim. Bu durumu hayat felsefem haline getirdim. Zaman, zaman hayal kırıklıklarına uğrayıp yıkılsam da tekrar ayağa kalkıp hayallerimin peşinden koşmaya devam ettim. Bütün bu bildiklerimi hafta sonu tanıştığım kızın ışıl, ışıl gözlerinde tekrar gördüm ve emin oldum doğru yoldaydım.
Fatoş;
Fatoş; 12 yaşında pırıl, pırıl, çok güzel gözlerinden zekâ ve umut fışkıran bir kız. Ama her zaman insanın kaderi kendisi kadar güzel olmayabiliyor. Fatoş daha beş yaşındayken babasını kaybetmiş. Babasının ölünme daha fazla dayanamayan zavallı annesi de aklını kaybetmiş. Dedesi ve ananesi ile birlikte yaşıyor küçücük köyde.
Köyde yapması gereken o kadar çok iş var ki. Yaşlı anana nesi ve dedesine köy ve tarla işlerinde yardımcı olması gerekiyor. Hasta, gözleri her daim donuk bakan ve sürekli olarak anlamsızca gülümseyen annesine bakması ve yardımcı olması gerekiyor. Bu arada da tek hayalini gerçekleştirmek için okula gitmesi, derslerine çok çalışması ve başarılı olması gerekiyor.
Bu imkânsızlıklar içinde okumasının, hayal ettiği mesleğe ulaşmasının çok zor olduğunun bilincinde ama ısrarla yapacağım, başaracağım diyor. Yanıma gelip masumca gülümseyerek “Yapabilirim değil mi Sabriye abla” dediğinde anlıyorum ki Fatoş’un bu istekle, bu şevkle yapamayacağı hiçbir hayali yok.
Başka hayallerde kuruyor kendince. Annesinin iyi olduğunu, babasının geri geldiğini, onun üstüne titrediğini, babasının biricik prenses kızı olduğunu hayal ediyor. Üşümediğini, koyunlara ve ineklere bakmak zorunda olmadığını, tarlada ot yolarken veya taş toplarken ellerinin acımadığını tek sorunluluğunun ders çalışmak ve çok okumak derslerinde başarılı olmak olduğunu hayal ediyor.
Oda tıpkı diğer çocuklar gibi eve geldiğinde annesinin sıcak yemeklerini yiyip, sıcacık kucağında uyuduğunu hayal ediyor. Bir sıkıntısı olduğunda, düşüp dizlerini parçaladığında annesinin onu teselli ettiğini “Üzülme yavrum. Geçecek. Gün gelecek hiç canın acımayacak” dediğini hayal ediyor. Ama tüm bu hayallerinin de gerçekleşemeyeceğinin de bilincinde.
Onlara gittiğimde umutsuzca bakıyor yüzüme. “Annem hiç konuşmayacak değil mi benimle?” diyor ve bir damla yaş süzülüyor o güzel gözlerinden.
Sonra gülümsüyor sımsıcak.
“Ama derslerime çok çalışırsam.Çok başarılı olursam. Üniversiteyi kazanıp iyi, başarılı bir ruh doktoru olabilirsem annemi iyileştirebilirim belki değil mi?” diyor. “Eğer bunu hayal edip bunu istersem bunun için çok çalışırsam biliyorum ben başarırım” diyor.
Fatoş hayalini bulmuş durumda ve hayatı boyunca da bu hayalinin peşinde koşmaya hazır. Bunun için çok çalışması gerektiğini biliyor. Seviyor bu hayalini ve içinde o küçücük kalbinde hayalinin sıcacık umudunu taşıyor.
fatoş