













Oturduğum sandalyeye sindim ve sessizce seyrettim O’nu uzun, uzun. Yıllar sonra ilk kez sabah kahvesine gelmiştim. Kahvelerimiz içtik konuşulması gerekenleri konuştuk, dertleşilmesi gereken sorunlarımızı dertleştik.
Ben işlerin yoğunluğundan, yapmak isteyip de zamansızlıktan yapamadıklarımdan. O kocasından, geçim sıkıntısından dem vurdu uzun, uzun. Asıl bizi üzen dertlerimizi kalbimizin en derinlerine gömdük ama ikimizde bunun böyle olduğunu bilerek.
Sonra yorgun adımlarla mutfağa yollandı. Her günkü işlerini yapması gerekiyordu. Bulaşıkları yıkaması, evi toparlaması ve kocasının gömleklerini ütülemesi gerekiyordu.
O bulaşıkları yıkıyordu sessizce, akıttığı her bardağın köpüğüyle birlikte bir hayalini de tutuyordu akan suya. Bense O’nu seyrediyordum.
Çok değil bundan beş yıl önce ne kadar farklıydık. Bir sürü hayalimiz vardı ve hayallerimizin içinde mutlaka birbirimiz vardık. Çok mutlu olacaktık ve çok başarılı ve çok güçlü ve çok sevecen ve çok zengin.
Çok başarılı olduğumuz işlerimiz olacaktı ve çok rahat yaşayacağımız içinde top oynayacağımız kocaman evlerimiz ve çok lüks arabalarımız ve, ve bizi çok seven bize çok âşık olan kocalarımız olacaktı ve çok zeki, uysal, güzel ve mükemmel çocuklarımız olacaktı ve hiç birbirimizden ayrılmayacaktık. Hep arkadaş kalacaktık, kocalarımızda arkadaş olacaklardı, çocuklarımızda.
Acıyla tanışmayacak, acılarla yoğrulmayacaktık, hiç büyümeyecektik bir tarafımız hep çocuk kalacaktı.
Aradan yıllar geçti, hayat bizi oradan oraya savurdu. İkimizde bir şekilde acıyla tanıştık, acılarla yoğrulmayı, acılar karşısında dik durmayı öğrendik.
Yıllar bizi güçlendirdi, zırhlarımızı her geçen gün biraz daha kalınlaştırdı fakat karşılığında hayallerimizi aldı. Önce mutlu olmaktan vazgeçtik günler geçtikçe de yavaş, yavaş diğer hayallerimizden. Sonra hayat hep koruyup kollamaya kendimizce söz verdiğimiz o çocuğun kolunu kanadını kırdı. Tabiri caizse kafasına vura, vura öğretti her düştüğünde ağlamaması gerektiğini. Sonra içimizdeki çocuk da öğrendi acılar içindeyken bile gülümsemesi gerektiğini.
Hayat bize sürprizler sunduğunda, küçücük şeylerden mutlu olmayı öğretti. Hayatımızdaki her şey mükemmel olmasa bile elimizdeki güzel olanları olduğu gibi yaşamamız gerektiğini öğretti. Çok büyük evlerimiz olmasa da o küçücük evimizde huzuru aramamız gerektiğini öğretti. Mükemmel ve bize çok âşık kocalarımız olmasa da kocalarımızın bize verdiği sevgiyle yetinmemiz gerektiğini öğretti.
Bize verdiği acıların yanında büyüyeceğimizi vaat etti ve biz acı çektikçe büyüdük. Fakat bizde büyümemiz karşılında hayata hayallerimizi verdik.
O sessizce bulaşıkları yıkadı, akıp giden suyun altına hayallerimizi karıştırdı, bense öylece oturup O’na ve suyla birlikte akıp giden hayallerimize baktım.
