













Yıllar önce Diyarbakır’da benden yaşça büyük bir arkadaşım anlatmıştı.
“Kürtçe müzik dinlemenin yasak olduğu dönemlerde herkes bir yerlerden içinde Kürtçe şarkıların bulunduğu kasetleri temin eder bir kopyasını kendine aldıktan sonra sanki eroin satıyormuş gibi gizli gizli birbirine verirdi kasetleri. Kürtçe müzik dinlemek serbest olduktan sonra kimse eskisi gibi Kürtçe şarkılar dinlememeye başladı.”
Kürtçe konuştuğu için insanlar işkenceden geçti, hapislerde yattı ve o kadarki 80 askeri darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevinde kolunda dövme biçiminde “kürt” yazıyor diye o dövmenin her tarafına sigara basarak kolundan silmeye çalışan insanlar ( Detaylı bilgi için Mehmed Uzun- Nar Çiçekleri), şimdi evlerinde oturup devletin kanalından 24 saat Kürtçe yayın yapan televizyonlarını izleyecekler. Açılıyor işte ne oldu veya ne olacak? Zamanında ülkemizden kaçıp giden Şivan Perver’ide davet ediyorlar. Hani kıyamet kopmadı. Hani ülke bölünmedi. Hani kimse kimseye baskı yapmıyor. Ne oldu inşa ettiğiniz onca korku? Bizim en büyük problemlerimizden biri çözüm üretmek yerine sorunları büyütmek. Bakın başka bir şey anlatayım:
“Diyarbakır’da 70-75 yaşlarında bir ninemiz haberleri ulusal kanallardan birinde izliyor. Gelen şehit cenazelerini görünce ağlıyor. Yanındaki oğlu “ne oldu anne neden ağlıyorsun?” diyince kadın:
-Oğlum sende o yaşlardasın ben seni askere gönderseydim belki sen böyle gelecektin. Yazık yavrum herkese yazık. Haberleri izlemeye devam ederler. Biraz zaman geçer kadın oğluna:
-Hele oğlum bizim kanala çevir, birazda oraya bakalım. ( Bizim kanal dediği ROJ TV)
Delikanlı sorar:
-Anne sen az önce onlara ağladın şimdi bunları izliyorsun. Bu nasıl iş?
- Oğlum Kürtçe haber başka bir yerde yoktur. Bende onlardan tam anlamıyorum.”
Şimdi burada izleyenin bir suçu var mı? Eğer sen devlet olarak halkına sahip çıkmazsan birileri gelir senin halkını sana düşman eder. Yıllardır söyleniyordu, devlet kendi eliyle Kürtçe bir kanal kursun sadece Kürtçe olduğu için ROJ TV’yi izleyenler oradan vazgeçer, onlarda propagandalarını yapamazlar. Şimdiye kısmet oldu. Yılmaz Erdoğan’ın “Bana Bir Şeyhler Oluyor” adlı Tanrının sözlerini insanlara aktaran bir adamın hikayesini anlattığı oyununda işi özetleyen, Tanrının kullarına anlatılması için söylediği mükemmel cümleler vardı.
“Eğer bir yerde artık tartışılmaz bir usul oluşmuşsa, yeni bir usul yaratın," dedi. Zira bir şeyi yapmanın şekli yani usulü amacının önüne geçmekte, amaçtan çok usul kutsanır olmakta. O şeyi sevmek yetmez olmakta, o sevginin herkes gibi gösterilmesi sevmekten daha önemli sayılmakta.
Kardeşlerim! Usul kavga sebebi yaratmakta. Usul gelse gelse yol manasına gelir ve eğer gerçeğe gitmekse maksadınız, herkes kendi yolunu bulmalıdır. Siz bir anayol yapar ve gerisini yasak ederseniz eğer dedi, ya yol yolsuzluk ya da yolsuzluk yol olur, dedi.”
Türkçe bilmeyen büyüklerimiz artık rahat rahat haberlerini anlayabilecek, sevdikleri Kürtçe türküleri dinleyebilecek ve daha güzeli Kürtçe üzerinden sömürü yapmaya çalışanların yolları kesilmiş olacak. Bu iş böyledir ülkemizde. Önce büyük korkular inşa edilir, kesin ve kati konuşulur sonra herkes bir şekilde doğru yolu ister istemez bulur. Aklımızda elbette sorular var. AKP’nin yerel seçimde Diyarbakır’ı ne kadar istediğini biliyoruz. Bu uygulamanın seçim öncesine denk gelmiş olması elbette tesadüf değil ama yine de olsun. Nerden bakarsanız bakın ülkemizdeki birlikte yaşama iradesini ortaya koymak için mükemmel bir fırsat olacak. Ben başka bir şey daha bekliyorum.
“Talep olan üniversitelerde Kürdoloji bölümü açılsın.”
Haklısın Ama...
Katılmıyorum Diyene Katılmıyorum
süper bir yazı