1925'te yayınlanan ''Aşk-ı Memnu'' ilk büyük Türk romanı kabul edilir.
Facebook'ta
takip et..
İstanbul'da doğdu, 22 Mart
1945'te aynı kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne
gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da
İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da
Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk
çevirilerini bu yıllarda yaptı. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz
dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu
gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir
Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı
Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik
göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik,
Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da
Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde
kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında
yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak
1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik
ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine
onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra
Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını
Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
Uşaklıgil'in İzmir'deyken yazdığı Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve
Şürekâsı gibi ilk yapıtları, karşılıksız sevgiyi konu alan, acıklı,
duygusal kısa romanlardır. İstanbul'a geldikten sonra Sevet-i Fünun
dergisinde yayımladığı Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride
bıraktığı izlenir. Daha önceki yapıtlarında ön planda gelen acıklı aşk
serüveni, burada ikinci plana atılmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi
sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda,
hem o dönemin Babıâli dünyasını, hem de bu dünyanın gerçekleri
karşısında yaşamda yenik düşen Ahmet Cemil'in hayalci kişiliğinde bütün
bir Edebiyat-ı Cedide kuşağının bakış açısını yansıtmıştır. 1898-1900
arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam
bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve
güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde
olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri
üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.
Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir
dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça
ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar
yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili
oluşturmuştur. Ama Aşk-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki
görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide'nin yarattığı dili aşırı süslü,
ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya
karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları
yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini
duymuştur. Son romanı Kırık Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika
edilirken, sansürün karışması yüzünden yarıda kalmış, ancak 1923'te
yeniden yayımlanmıştır. Uşaklıgil romana yazdığı önsözde, Kırık
Hayatlar'ın daha önceki romanları gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadığını,
tam tersine yalnızca yaşamı ve gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.
Uşaklıgil pek çok öykü de yazmış ve Batı türü öykü anlayışının
Türkiye'de yayılmasında rol oynamıştır. Öykülerinin konusunu ve
kişilerini daha çok halkın fakir kesiminden almış, bu insanların
acılarını dile getirmeye çalışmıştır.
Romanlarında Uşaklıgil'in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların
sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz.
Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı
başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten
gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında
daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak
aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.
Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü
sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun
kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve
tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.
YAPITLAR (başlıca): Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi
ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık
Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın
Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette
Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu
Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde,
1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl,
1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler,
1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR