Harun Gökyiğit
harungokyigit@gmail.com
Haftanın Değerlendirmesi
04 Kasım 2008 Salı 13:32
Geçtiğimiz haftayı İstanbul büyükşehir Belediyespor'u 4-0 gibi farklı bir skorla yenen Trabzonspor haftayı lider olarak kapatmasını bu ligin önemli gelişmelerinden biri olarak görüyorum.
Ülkemizde hala Trabzonspor'u şampiyonluk yarışının dışında görenler var. Ligde tel tel dökülen ve oynadıkları futbolla tam bir allahlık Ali bey misali olan Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray'ın ne hikmetse şampiyonluk mücadelesinde şansları oluyorda Trabzonspor'un acep niçin şampiyonluk şansı olmuyor.
Alla alla bu işe şaşmamak elde değil.
Bu sezon sonunda Trabzonspor şampiyon olursa bu benim için hiçte sürpriz birşey olmayacak aksine olağan ve son derece normal bir futbol gerçeği olacak ama bazıları için herhalde fena halde sürpriz olacak özellikle Trabzonspor'u küçümseyenler için.
Evet Belediyespor maçında Trabzonspor o kadar da ahım şahım bir futbol ortaya koyamadı ancak maçı kazanmasını bildi, 100 bin kişilik olimpiyat stadında 25 bine yakın Trabzonsporlu taraftarlar takımlarını yanlız bırakmamıştı.
Trabzonspor önemli bir galibiyet aldı ve lig yarışında önemli bir sürece girdi. Bu zorlu süreci Trabzonspor kayıpsız atlatırsa şampiyonluk mücadelesinde çok önemli mesafeler kat edebilir düşüncesindeyim.
Bu hafta kendi sahalarında Hacettepe ile oynuyorlar. Kağıt üzerinde kolaymış gibi gözüken ama Trabzonspor'un zorlanacağı bir maç olacak bu.
Kendi sahasında oynamasının avantajıyla Trabzonspor bu maçı kazanmak mecburiyetinde, kazanırsa önünde çok zorlu bir 3-4 haftalık bir maç trafiği olacak, bu önündeki 3-4 maçı Trabzonspor puan kaybına uğramadan atlatmak zorunda, eğer bunu başarırlarsa Trabzonspor bu ligde alıp başını giderek puan farkını ciddi oranda açabilir kanaatindeyim.
Hafta arası kaleci Tolga'nın elinin kırıldığını öğrendim üzüldüm, sanıyorum 6 hafta oynayamayacakmış, Trabzonspor için zor bir durum, umarım Sylva'da bu sürede ciddi bir sakatlık yaşamaz yada kart cezalısı durumuna düşmez yoksa Trabzonspor kalesinde problem yaşayabilir.
Ramazan'dan bir hafta önce geçirdiğim bir trafik kazası sonucu bende sol bileğimi ve elimi kırmıştım, 5 hafta bileğim ve elim alçıda kalmıştı.
Alçı açıldıktan sonra 4 haftalık bir tedavi süreci yaşadım, bu tedavi süreci çok önemliydi. Sıcak ve sabunlu suyla ilk 20 dakika hiç kıpırdatmadan elimi sıcak suyun içinde tuttum, sonra 30 dakika masaj yapıp hafif hareketlerle parmaklarımı ve bileğimi oynatmaya, hareket ettirmeye çalıştım, günde 3 defa 30 dakika bunu yaptım, birinci haftayı tamamladıktan sonra parmaklarımı ve bileğimi hafifçe oynatmaya, hareket ettirmeye başlamıştım.
Tolga'da aynen benim yaşadıklarımı yaşayacak muhtemelen, ona benden bir abi tavsiyesi; moralini bu sürede hiç bozmasın, şu anda alçılıyken hiçbirşeyi tutmaya kalkışmasın, kemiklerin bu sürede doğru bir şekilde kaynaması lazım, bunu da hiç hareket ettirmeden, eliyle birşeyleri taşımadan veya tutmadan yapmasıyla mümkün, ilk 4 haftayı atlattı mı sonraki zaman çabuk geçer.
Alçı ilk açıldığında ben ne bileğimi nede parmaklarımı hareket ettirememiştim, kendimin resmen çolak kaldığımı zannetmiştim ve ağzımdan şu cümleler dökülmüştü: '' Eğer bundan sonra bu bileği ve parmaklarımı eskisi gibi kullanamazsam önümde iki yol var: ya kafama sıkarım yada boğaza iner kendimi hiç düşünmeden boğazın derin sularına atarım. Ama asla bu şekilde yaşamam ve hayata devam etmem, özellikle de Gökyiğit soyadına sahip hiçbir akrabama kendime acınacak bakışları attırmam ve hayatta hiç kimseye de böyle bir zevki görmeyi kati sürette asla tattırmam. ''
Bu sözü anneme, babama ve abime Ramazan'dan bir hafta önce yaptığımız bir sabah kahvaltısında söylemiştim. Kırk yaşındayım ve bugüne kadar hayatta ne dediysem yaptım. Neyi başarmak istiyorsam da başardım, elbette söz benim ağzımdan bir kere çıkardı ve eğer sakat kalsaydım bu dediğimi de çoktan yapmıştım ve şu anda bu satırları bugün yazamıyor olurdum.
Hadi diyelim benim hayatta kaybedecek birşeyim yok böyle bir çılgınlığı yapmam son derece makul ve normal birşey olurdu ancak Tolga'nın önünde daha çok uzun yıllar var, psikolojik olarak Tolga kardeşimde zor günler geçirebilir, zira ilk alçı açıldığında boş bir çay bardağını dahi elim titreyerek zorla tutabiliyordum, buzdolabının kapısını bile açamıyordum kaldı ki, haftada toplamda 2 ton ağırlık çalışması yapan benim için buzdolabının kapısını bile açamamak nasıl dramatik bir duygu olduğunu sanıyorum bu duyguyu ancak yaşayanlar bilebilir.
Tolga kardeşim hiç moralini bozmasın, eskisinden daha güçlü olarak yeşil sahalara dönecektir inancındayım, sadece sabırlı olsun ve içindeki azmini sabırla frenlemeye çalışsın.
Beşiktaş, Kayserispor deplasmanında Sn. Mustafa Denizli yönetiminde ilk mağlubiyetini aldı. Bunlar futbolun içersinde olağan sonuçlar, Kayserispor'da ligimizin çetin ceviz diye adlandıracağımız takımlarımızdan birisi.
Sn. Tolunay Kafkas yönetimindeki Kayserispor'u zevkle seyrediyorum, Kayserispor bence bu lige keyif veriyor.
Beşiktaşlı bazı taraftarların Mustafa hocayı hala içine sindiremediklerini ve kabullenmediklerini biliyorum. Mustafa hocanın işi zor, yorumcuyken güzel yorumlar yapıyordu, yeşil sahalara dönmeyi isteyip bu heyecanı yaşamayı çok istedi ve şimdi Beşiktaş'ın başında.
Mustafa hocanın rahat bir şekilde çalışabilmesi için Beşiktaş'ın başında çıkacağı F.Bahçe ve G.Saray maçlarını mutlaka kazanması lazım. Eğer Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray'ı yenmeyi başarırsa Beşiktaşlı bütün tribünler Mustafa hocayı gerçek anlamda bağırlarına basıp kendilerinden biri olarak görmeye başlarlar. Bu yüzden bence Beşiktaş için en kritik maçlar F.Bahçe ve G.Saray maçları olacaktır düşüncesindeyim.
Peki Mustafa hoca yönetimindeki Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray'ı dize getirebilir mi?
Herşey olabilir, neticede futbol bu, ihtimalli bir oyun.
Beşiktaş, bu hafta Kocaelispor ile oynayacak, bence maçın favori Beşiktaş. Ben Beşiktaş'ın bu dönemde üst üstte iki maç kaybedeceğini düşünmüyorum açıkçası.
G.Saray, Gaziantepspor karşılaşmasında 3-1 kazandı. Oynadığı futbol iyi miydi peki? Hayır değildi.
Ben bu sezon G.Saray'ın oynadığı oyunu beğenmiyorum açıkçası, her hafta teknik direktörünün bir sınava tabi olmasından hoşlanmıyorum açıkçası. Bu kadar masraf yapıldı, bu kadar oyuncular alındı, G.Saray'ın oynadığı futbol bu olmamalı.
Bence Feldkamp yönetimindeki G.Saray geçen sezon daha iyi top oynuyordu. Kalli elindeki kadroyla çok büyük bir iş başarmıştı. Eğer bu kadro Kalli'nin elinde olsa Kalli bence G.Saray'ı çoktan kanatlandırıp uçururdu.
F.Bahçe, Eskişehir deplasmanında 2-2 beraberlikle döndü. F.Bahçe, yatıp kalkıp kaleci Volkan Demirel'e dua etsin, hatalı ve komik goller yemesine rağmen Volkan 2-3 tane gollük pozisyonu önledi. Eskişehirspor, bu maçı biraz dikkatli oynasa maçı kazanabilirdi.
Bu hafta F.Bahçe ve G.Saray ilk kez karşı karşıya gelecekler. Ligde dökülen iki takımın mücadelesi bakalım nasıl olacak?
Ben o kadar sanıldığı kadar çok kaliteli ve üst düzeyde bir futbol oynanacağını beklemiyorum açıkçası, ama derbi maçlarının havası farklıdır. Şunun şurasında sokaktan geçen insanlara da F.Bahçe ve G.Saray forması giydirip halı sahada veya büyük boy çim sahada maç yaptırmaya kalksanız o maç bile kıran kırana geçer.
Profesyonel düzeyde oynanan bu maçında kıran kırana bir mücadeleye sahne olacağını düşünüyorum. Ama benim içimden sanki çok kaliteli bir oyun oynanacağı hissi uyanmıyor açıkçası.
TFF 2.Lig 1.Grupta mücadele eden 80'li yılların flaş takımı Sarıyer spor kulübü, ikinci ligde adeta yanlızları oynuyor. 11 takımlı 2.lig 1.grubunda 11 maçta 13 puan toplayan Sarıyer ligde 8. sırada ve lider durumda olan Körfez Belediyesi ile arasında 9 puan fark var.
Bu ligde Sarıyer gibi bir takımı zorlayabilecek tek takım 5.sırada ve 11 maçta 15 puan toplamış olan Çanakkale Dardanelspor.
Çanakkale Dardanelspor'un süper lig tecrübesi var. Bir dönem Sarıyer gibi oda flaş bir takımdı. 2.lig 1.grubuna baktığımda diğer takımlardan Körfez Belediyesi, Bugşaspor, Eyüpspor, Pendikspor, Beylerbeyi A.Ş., Gaziosmanpaşa, Darıca Gençlerbirliği, Gebzespor ve Bozüyükspor çok güçlü takımlar değiller.
En azından Sarıyer ve Çanakkale Dardanelspor gibi süper lig tecrübesi olan flaş takımlar değiller.
Yaşadığım ve oturduğum semtin takımdır Sarıyer. İşte bu yüzden Sarıyer'in maçlarını elimden geldiğince, imkanım el verdiği takdirde takip etmeye çalışıyorum ve hafta sonları maçlarına gidiyorum.
Her Sarıyer'in evladı gibi bende takımın bugünkü haline üzülüyorum. Bir ara bundan yaklaşık 5 yıl önce Sarıyer'e destek olmayı çok istedim ancak Sarıyer'de esnaf arkadaşlarla konuştuğumda duyduklarım ve öğrendiklerim bu konuda geri adım atmamı sağladı.
Bana birçok esnaf arkadaş; '' Harun'cuğum sen bu işlere girdiğinde bu işin cefasını çekersin, takım herşeyi ile dört dörtlük bir hale gelip süper lige çıkartıp güçlendirmeye başladığın zaman eski yöneticiler ortaya çıkar ve kongrede senin ayağını ali cengiz oyunlarıyla kaydırırlar sonra da takım süper lige çıktığında herşeyi kendilerinin yaptıklarını söylerler sende harcadığın zamanına ve paraya acırsın. Bu takımın ve yapacağın işlerin sefasını süremezsin, o fırsatı sana tanımazlar. Burada dedikodu ve ikililik çok, adam satma çok, futbolu sevdiğini biliyoruz ama sana göre değil bu işler. Kulübün birçok sorunu ve borcu var, bu işler öyle kolay değil, sen rahatını hiç bozma, taraftar gibi, futbolsever gibi takıma uzaktan varlığınla ve isminle destek ol yeter, unutma ki, aşkların en güzeli Sarıyer'i uzaktan sevmektir. '' dediler.
Türkiye'de bütün belediyeler sahip oldukları takımlarına inanılmaz katkılar sağlıyorlar. Sarıyer belediyesi, Sarıyer için son yıllarda spor tesisleri yapıyor ancak tüm bunlar bölge için hala yeterli değil.
Sarıyer'de yapılması gereken çok iş var. Bu bölgenin hala birçok eksiği bulunuyor, haliyle tüm bu eksiklikler Sarıyer spor kulübüne de yansıyor.
Sarıyer'in bugün bulunduğu yer olması gereken bir yer değil. Sarıyer İstanbul'un en nezih ve en güzel takımlarından birisidir. Bugün layık olduğu yer süper lig ve Avrupa kupalarında hayali bile kurulamayacak olan başarılardır.
İyi bir planlama ve stratejiyle Sarıyer süper lige çıkabilir düşüncesinde ve inancındayım. Yeter ki; Sarıyer kendisine inansın, içindeki potansiyelinin farkına varsın.
Bugün bakıyorum birçok Sarıyerli arkadaşım heyecanını ve şevkini kaybetmiş durumda, herkes bu Sarıyer'den ne köy olur nede kasaba olur havasında.
Sarıyer takımına karşı inanılmaz bir inançsızlık ve öz güven eksikliği var. Buda tabii Sarıyerlinin heyecanını kaybetmesinden kaynaklanıyor.
Oysa Sarıyer bir kıvılcım, bir ateş bekliyor. Birisi ortaya çıkıp bir kıvılcım çaksa Sarıyer içindeki potansiyelini ortaya çıkaracak.
Önümüzdeki dönemde Sarıyer ile ilgili düşüncelerimi ve duygularımı dile getirmeye devam edeceğim.
Evet bu haftalıkta benden bu kadar, son sözlerimi bilge kişinin söyledikleriyle noktalayayım, ne demiş bilge kişi: '' Dürüst yöneticinin işleri emir vermese de yürür ancak dürüst olmayan yöneticinin işleri emir verse de yürümez çünkü kimse dürüst olmayan bir yöneticiyi dinlemez. Dürüst, bilgili ve içten olan dostlar insana yarar. Fırsatçı,sahtekar ve yaltaklanmacı dostlar ise insana zarar getirir. ''
Sağlıcakla kalın
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...