













Son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi. Kamera açısı, renkleri, arka planlar beni ilgilendirmez. Anlattığı hikayeye bakarım, vermeye çalıştığı mesaja bakarım, işlediği konuyu nasıl işlediğine bakarım. Çekilen filmler, diziler, yazılan kitaplar sürekli terörün neden ve nasıl başladığı, terörün nasıl bitirilmesi üzerine oldu. Oysa çok önemli bir konuyu her zaman atladık. Devlet ve örgüt baskısıyla köylerini, yurtlarını, binlerce yıldır yaşadıkları yeri terk eden insanların neler yaşadığını hep geri plana attık, bu konuyu hep es geçtik. Bu film iki ateş arasında kalan insanların nasıl yaşadığını, köylerinin nasıl yavaş yavaş boşaltıldığını, gittikleri yerlerde nasıl yaşanıp nasıl parçalandıklarını anlatıyor. Bu anlamda çok özel bir film.
“Devlet bize diyor
ki gidin. Ne iş veriyor ne yer gösteriyor. Gidelim ama nereye. Biz toprak ve
hayvandan başka neden anlarız?”
İşlenmeyen bir konuyu unutulan dilim varmıyor ama belki önemsenmeyen insanlık dramını harka işlemiş. Filmi uzun uzun anlatmayacağım ama beni yaralayan birkaç sahneyi anlatmadan geçemem. İki aile göç ediyor köyden bir aile insan tüccarlarıyla Norveç’e diğerleri İstanbul’a geliyor. Norveç’e giden aile Norveçli polisler tarafından yakalanıp mahkemeye çıkarılınca ailenin babası inanılmaz bir savunma yapıyor:
“-Bizim yaşadığımız yer dünyanın en güzel yeriydi ama cehenneme çevirdiler. Bir oğlum mayına basıp sakat kaldı. Diğer oğlumu kaybettim. Siz bir oğul kaybetmenin ne demek olduğunu bilir misiniz?”
Norveç’te onlara yardımcı olan karakter ise 80 darbesinde ülkeden kaçmış ve bir daha geri dönememiş. Diyorki:
“-Ben 80 faşist darbesinden kaçtığım zaman 26 yaşındaydım. Dile kolay tam 28 yıl etmiş ve hiçbir şey değişmemiş.”
Öyle bir sahne var ki bizim durumumuzu o kadar güzel özetliyor ki, bizim devletimiz ile Norveç arasındaki farkı o kadar güzel ortaya koyuyor ki anlatıp iştahınızı kaçırmayayım.
Filmin son sahnesinde yazılan bir mektup var ki aslında bütün mevzuyu özetliyor.
“Karım devletin hastanesinde iyileşti. Devlet ana karımı iyileştirirken devlet baba bize çok büyük yanlış yaptı. Aynı takımı tutanlar, aynı yolda koşanlar birbirlerine sarılıp birbirlerini anlasalar.”
Eleştirilecek yanlar muhakkak vardır. Mahsun Kırmızıgül ne etliye dokunmuş ne sütlüye ama göç konusunu işlemesi sebebiyle görülmesi gereken bir film. Filmin adının Güneşi Gördüm olması bile ayrı bir yazı konusu.
gözlerinde güneşi
gördüm,
güneşin gözleriydi gözlerin..
Güzel Yazı..
YÜREĞİNİZE SAĞLIK