













Erken bir ölüm, nefes kesen bir güldürü, simsiyah bir gece. Pınar sularını çoğaltamıyor. dilsizin anlatmaya çalıştığı gibi bir çaba. yok oluyor Liman. çok kalın gördü kendini aynada. aynaya bakmadığında, pamuk prenses adeta. 'söze gerek yok' umut dönmeyecek. kıvranan sadece kalçaları değildi. Kıvranan içindeki ölümcül yılan. kendini istemediği hallere sokma ahmaklığına karşı verdiği nefsi müdafaa, doruğa çıkmaya meyilli, kahraman onur.. Pehhh!!! ne yaman kandırmaca... ebelemece, bilmece, bilememece.. Liman ın seçme özgürlüğü kadar bile olamayacak yasal değişiklikler.. Anayasa.. Evet Ve Hayır. Dayatma. Kendi yasası ne peki Liman’ ın. İşte fırsat.. ülke gibi değişmeli, bu tarihten sonra. kendini ikiye bölmeli, kaanlar, yapgular atamalı taraflarına. federasyon, icinde ki merkezden yönetimi durdurmalı. ve dimdirek duran itaat kendi potasında baş kaldırmalı. 'insan kendini ikiye böler mi?' Umut! gelmeyecek. Dönmeyecek. Liman çaresiz. Kendini ikiye bölmüş iken Bir bütün olarak duruyor ''boşluk'.
'herkesin bir boş tarafı var' Limanın ki karanlıklar. boşuna ama hoşuna da giden, yalnızlıklar. diğer İnsanların bir kısmının ki; yoksulluk, bir kısmının ki işsizlık; bir kısmının ki; beyninde silah, bir kısmı,sosyal güvencesiz, bir kısmı tamamen güvencesiz, bi kısmı güvensiz, bir kısmı obur, bir kısmı ekonomik.. Düşünceler deryasında tatmin olduktan sonraki tatminsizlik her zamanki gibi canını sıktı; duşa giderken; Umut u aradı ‘’ ne kadar değiştim. Beni görmelisin’’ dedi ve kapattı telefonu... sular kesikti. Suların bir gün hiç akmayacağını hayal etti. Ki bu olmayacak bir şey değildi. Belediye Başkanının posterleri penceresinin karşısındaki ilan panosunda asılıydı ‘’şehrin 50 yıllık su ihtiyacını karşılayacak su isale hattının üçüncüsünü müjdeliyordu.’’ Elli yıl!! Diye düşündü. Elli uzun koca sıkıcı ve hep aynı standartta geçecek elli yıl. Vaat ; su sıkıntısının olmayacağı idi. Peki şuan sular yok ne olacak başkan diye söylendi içinden. Ama içinde ne öfke ne alçaltma vardı. Susuz yaşanmazdı ama borçluda olmak istemiyordu. Bir daha savaş olmasın diye dua etti televizyonun kumandasına basarken. Gözlerini tavana diktiğinde örümceği gördü; örümcekte onu görmüş olmalı ki durdu; ipiyle bir hırsız gibi aşağıya indi burnunun ucuna değecek kadar yakınlaştı. Liman örümceği ipinden yakaladı ve salladı hafif hafif, yüksekten düşme korkusu yoktu örümceğin, sağlam kendini taşıyan ipleri vardı. Kenara bıraktı örümceği.. televizyonda; yüksekten düşmekten korkan bir sürü insan gördü; kimi sporcuydu, kimisi siyasetçi; kimisi şarkıcı.. bu kadar yükseklik korkusu olan insanların hepsi şu kutunun içine doluşmuş, sinir stres içinde yaşyordular, etraflarında ışıklar, itibarlar, pudralar, takım elbiseler, dekolteler. Gelecek elli yıllarını garanti altına almaya adanmış azimli özünden verici tavırlar… nasıl yaşayabiliyorlardı. Akrep peşlerinden koştururken zamanı.. bir bardak çay aldı kendine, demi fazlaydı. Acımıştı çay. Televizyonu da bir kenara bıraktı balkona çıktı. Etrafta bir başka mücadele içinde insanlar, acaba onlarda balkondaki kadına bakıp, ne düşünüyordular. Ne kadar rahat olduğunu. Limanın yerinde olmak için neler vermezler miydi? Birinin yerinde olmak için nelerini pazarlık konusu yapıyordu ki insanlar? kimse Liman gibi şanslı olamaz hayal ettiği gibi yaşayamazdı. ikinci kitabını yazıyordu. ve bu kitap onun yaşamak için tek nedeniydi. İstediği evi aldıktan sonra başlayacaktı ikinci kitabına ve o evi de almıştı. İstanbul da deniz kenarında. odasında kitaplarla dolu raflar, masası, bilgisayarı, pencere kenarına yerleştirilmiş koltuğu.. genelde bu koltuk üzerinde uzanır ve hayallere dalardı. hiç esirgemeden içindeki her şeyi yazabileceğini hayal ederdi. tehditlerin olmadığı bir dünya........
slm