













Ne kadar küçük yaşlarda başlar bir insanın güç hayranı olmaya başlaması. Karşımızdaki eğer güçlüyse ve bize gücünü hissettirse o kişiye hayran oluruz. Ben güçsüze hayranım diyen kişi ya yalan söylüyordur, ya da hayran olduğu güçsüz kişiden daha da güçsüz biridir.
Burada güç anlamında vurduğunu deviren, önüne geleni yıkan kaba güçten bahsetmiyorum tabii ki. Benim kişisel sözlüğüme göre güç. Hayata tutunma, yaşama sarılma gücüdür. Hayatın önümüze sunduğu zorluklar karşılığında yıkılmamak, hayata küsmemek, her daim gülümsemeyi kaybetmemek ve ne olursa olsun başaracağına inanmaktır güçlü olmak.
Kadın erkek fark etmez, şahsen ben karşımda güçsüz birini gördüğümde, hiçbir şey yapmadan hayatın kendine zalim davrandığını iddia eden insanlar gördüğümde sinirlerim. Ben öyle değimliyim. Tabii ki benimde hayatın bana zalim davrandığını düşündüğüm, bunun için karalar bağladığım zamanlar çok oldu, hala da olur. Ama ben güçlü olmam gerektiğinin farkına vardığım için bir şekilde tutunurum hayata. Başarılı olmak için çalışırım ve hayatımın kıymetinin bilirim, kendimi severim. Ve karşımda güçlü, hayata tutunan, yılmayan, çalışkan bir insan gördüğümde hayran olurum.
Herkes kendini bilmeye başladığı yaşlardan itibaren başlar güce ve güçlüye hayran olmaya. Bunu kendimde gördüğüm gibi en yakınlarımda da görürüm sık, sık. Ama yaşlar değiştikçe ve büyüdükçe insanların güç kavramı değişir.
Geçenlerde beş yaşındaki yeğenimle akşam yemeğine oturduk. Çay içip, içmeyeceğini sorduğumda “Pembe bardağa koyarsan sevinirim” dedi en kibar ve en cici sesiyle. Önce kendi aklıma kendi beş yaşım geldi. “Bende acaba küçükken bu kadar kibar mıydım?” diye düşündüm. Bilemedim.
Sonra yemeğe oturduk, o cıvıl, cıvıl konuşup ben yüzümde aptal bir tebessümle O’nu dinlerken “Bana sevgilin var mı senin” diye sordu. “Hayır, benim yok senin var mı?” diye cevap verdim bende. Kasılarak ve çok tatlı bir gülümsemeyle “Eveettt” dedi. Sevgilisi olan şipşirin çocuğu da iyi tanıyordum.
Ben gülümseyerek O’nu dinlerken aslında güç ve güçlü kişi hayranı olmanın ne kadar erken yaşlarda başladığının ispatı olan konuşmasına başladı, aslında hiçbir şeyin fakında bile olmadan.
“Biliyor musun o çok güçlü, Her şeyi kolayca kaldırıveriyor, geçen gün bizim sınıfta benim saçımı çeken çocuğu dövdü.
Ben bir yandan O’nu dinliyor, bir yandan da aslında büyüdükçe gelişen ve anlamları değişen güç kavramını olmayı düşünüyordum.
Bende çocukluğumda tıpkı Hande gibi güçlü kişilere hayran olarak başladım. İlk önce Babama hayrandım, çünkü o benim tanıdığım en güçlü adamdı. Kocamandı ve güçlüydü, her şeyi kolayca kaldırıveriyordu, beni bile, hiç zorlanmıyordu. Üstelik bütün bunları yaparken hep gülümsüyordu. Demek ki benim babam çok güçlüydü. Bundandır zaten kız çocuklarının ilk aşklarının babaları olması. Çünkü ilk gördükleri güç imgesi babadır bir kız çocuğu için.
Sonra benim saçımı çeken çocuğu dövebilecek kadar güçlü olanlara hayranlık duymaya başladım. Sonra büyüdükçe ve hayat gözümde anlam kazanmaya başladıkça karşısındakini yumruklarıyla değil de beyniyle dövebilen insanlara hayran olmaya başladım. Şimdi ise kötülüğü iyilikle karşılayabilecek kadar güçlü olabilen insanlara hayranım.
Çünkü iyi bilirim ve çünkü aslında hepimiz çok iyi biliriz ki çok güçtür kendimize yapılacak bir kötülüğü iyilikle karşılayıp iyiliğin gücünü gösterebilmek. Bunu yapabilmek için insanın çok güçlü ve iyilikle dolu bir kalbi olması gereklidir.
Şimdi birçok kişi benim söylediklerimin tam tersini iddia edecektir. Hayır, ben güçlüye hayran değilimdir diyen öyle çok kişi olacaktır. Böyle düşünen insanlardan sadece etrafında güçsüz insan görüp de güçlü olması için telkin vermedikleri hatta bu güçsüzlüğüne hayranlık duydukları kişileri düşünmelerini istiyorum. Etrafımızda gördüğümüz o güçsüz kişilere acıdık mı yoksa hayranlık mı duyduk. Bu incecik çizgiyi ayırt etmelerini rica ediyorum.
Gerçek gücü anlayabilme ve ayırt edebilmeniz dileğiyle. Sevgiler…
