













Sevgili göksu, bu mektubumda gittikçe günümüz dünyasında azalan insan ilişkilerrinden söz edeceğim
İnsanlar arası İlgisizliğin gittikçe
neden azaldığını, var olan sevmelerin de neden çok yapmacık olduğunu her halükarda kendini belli ediyor. Evde ilgi bekleyen çocuklar, eşinin ilgisine hasret kalmış kadınlarımız ya da, güçsüzün beklediği merhamet ve
gün geçtikçe
bu kavramların yok olduğu ve hiçbir anlamın kalmadığı bu insanları hayata bağlayan büyük bağların pamuk ipliğine bağlı kaldığı nasıl izah edilebilir ki…
Seni seviyorum derken bunun laftan öteye gitmediğini hayata geçirilmediğini günümüz dünyasında çok daha rahat anlayabiliyoruz. Bir kadını dinlerken sana şöyle bir dert yanmada bulunabiliyor
Benim sorunum, eşimin ilgisizliği. Her şeyi kendi içinde yaşamayı tercih ediyor, sevdiğini söylemiyor, sarılmıyor, hep çok uzak. Bir de eşim çok onur kırıcı hakaretlerde bulunuyor. Ne zaman onunla bir şey yapmaya kalksak sen bir şey bilmezsin, beyinsizsin, aptalsın gibi bir sürü hakaretlerde bulunuyor
gibi şikayetler dinleyebiliyorsun ya da bir çocuğu dinlerken babam başkalarının babası gibi benimle ilgilenmiyor, okula gelip beni almıyor, bir hafta sonu gezmeye götürmüyor,arkadaşlarım okulda babalarıyla hafta sonları nerelere gittiklerini anlattıkça ben içimde
üzüntüden bin parça oluyor ve elimden geldiğince, bunu yansıtmamaya çalışıyorum. Ah! İnsanın baba seçme özgürlüğü olabilse.İşte bu fırsat insana sunulmuyor. Memleket dil,din, ırk sunulmadığı gibi baba seçme özgürlüğün de yok. Oysaki çocukların eğitimi eş seçmekle başlar. Anne ve baba adayı olan ebeveynlerimiz neden
seçimlerini yapamıyorlar .Çocukların dünyası çok hassastır. Kırılgan ve kolayca küsen bir ruh dünyaları vardır.
Küçük bir çocuk babasına soruyor; Babacığım ! "İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü?"
Baba biraz düşündükten sonra;
-Küçülür elbet, der.
Çocuk yarı kızgın, yarı ağlamaklı bir ifadeyle;
-O zaman ben büyümek istemiyorum gibi bir davranış sergiliyor.
Bir yaşlıyı dinlerken, ahh! eskiden biz annemize babamıza böyle mi davranıyorduk ya da büyüklerimize böyle mi saygısızlık yapıyorduk gibi serzenişler duyabiliyorsun. Ayrıca yaşlandıktan sonra çok dedelerimizi ve ninelerimizi sokakta buluyor ve onların haline üzülüyoruz. Bu insanların yerleri bu olmamalı. Yaşlılarımız bu konumlara getirilmemeli. Sosyal güvenceleri olmalı, yaşamlarının son senelerinde rahat edebilecekleri bir kurum ,bir ıslah evleri ya da bunları rahat ettirecek her türlü donanıma sahip huzur evleri olmalı. Bu insanlarımıza baktığımızda, bizim de yarınlarda başımıza böyle şeyler gelebileceğinin endişesini taşımamalıyız. Komşuluk ilişkilerini de yeniden sorgulamamız lazım. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirlerine selam vermekten neden çekindikleri , neden korktuklarını araştırmalıyız.Komşular arasında ne bir yardımlaşma ne de bir dayanışma hareketliliği var. Sabahları işe giderken tam kapı çıkışında, merdivenlerden ayak seslerini duyduğun bir komşuya günaydın demek için beklerken, komşu da senin bir an önce dış kapıdan çıkmanı bekleyerek yavaşlıyor. İnsanlar arası iletişim ve diyalogun bu kadar zayıfladığı toplumlarda, insanların gittikçe birbirlerinden uzaklaştığını ,kendi dünyalarında baş başa kalacaklarını düşündükçe neler oluyor bize sorusu aklıma geliyor…
İster istemez gelecekte birbirine yabancılaşan insan ilişkilerinin yoğunlaşacağı anların geldiğini tahmin edebiliyorsun.
Günümüz dünyasında olduğu gibi ülkemizde de bir diziler furyasıdır almış başını gidiyor. Her evde, her bireyin bir dizisi var.
Artık bu da bir evde birden fazla televizyon var demektir.Kitaptan insan ilişkilerinden,araştırma ve öğrenmekten uzaklaşan toplum bireyleri ,okuma alışkanlığını da kaybediyorlar. Dizilere endeksli yaşadıkları zaman aile bireyleri birbirlerinden kopuyorlar. Işıltılı yaşamları hayal ederek yaşıyorlar ve kendi yaşantılarını beğenmiyorlar ve aile bireyleri arasında var olan bağlar kopuyor.Gittikçe birbirine yabancılaşan aile bireyleri acıma ve merhamet duygularını kaybediyorlar. Ekranlara olan bağlılık daha da artıyor, gittikçe birbirlerine yabancılaşan aile bireyleri oluşuyor.
Saygınlığın ve gittikçe azalan merhamet duyguları yerini şiddete dayalı insan ilişkilerine bırakıyor.
