













Sevgili Göksu, bugün sana yakın tarihte dünyada ve bölgemizde meydana gelen savaşlardan ve bu savaşların nedenlerinden kısaca söz edeceğim. Bugün dünyamız büyük bir aile, 6,5 milyar nüfus,193 devlet.
(Kaynaklara göre bu sayı bazen değişiyor) Dünya sağlık örgütünün tespitine göre günde 400 bin çocuk dünyaya gelmekte ve günde 153 bin kişi ve yılda ise 56 milyon kişi ölmektedir. Bu büyük dünya ailesinin temel unsurları; çocuklar, gençler ve ihtiyarlar...
Dünya var olduğundan bu yana, yeryüzünde egemenlik kurma yarışı hep devam etmiştir. Dünya coğrafyasının en güzel parçalarında hakimiyet kurmak, yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarından faydalanmak ve her sistemin kendi insanını daha varlık ve zenginlik içinde yaşatmak için başkalarının hakkını hukukunu düşünmeden onların yaşamını hiçe sayarak vatanlarına sahip olma planlarını düzenlemiş ve geçim kaynaklarına el koyup istila etmişlerdir.
Bu egemenlik hırsını günümüz dünyasında en son teknolojiyle donatılan silahlarını kullanarak gerçekleştirmişlerdir. Ve hala
kıtalar arası binlerce kilometre mesafeden fırlatılan balistik füzelerden tutun her türlü kimyevi madde içeren silah üretimiyle devam etmektedir. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalar ile yüz binlerce insan bir anda öldü, sakat kaldı. Etkileri hala sürüyor.
Son olarak da bu kimyasal silahlardan bazıları Saddam Hüseyin in talimatı doğrultusunda, El-Enfal Harekâtı adı altında
16- Mart 1988 de Irak 'ın kuzeyinde yaşayan Kürtlere karşı düzenlenen saldırıda kullanıldı.
Bu insalık dışı bombardımanda, 5.000'den fazla insanın öldüğü, 7.000'den fazla insanın da yaralandığı tahmin ediliyor. Ancak IrakSavaşı 'ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu tespit edildi.
Şu insanlık ailesine bak ki, Adem`den Hava`dan günümüze kadar kendi saltanatlarını sürdürme uğruna yaşlı, çocuk, kadın, mazlum demeden acımasızca öldürebilmektedir. Bu yeryüzü atlasında komşuluk, sokak, mahalle ve şehir barışı sağlanmadıkça dünya barışı ne olursa olsun havada kalır. Savaşların en yoğunlaştığı ve ülkemizin bir parçasının da içinde bulunduğu bölge Ortadoğu`dur. Buradaki yer altı kaynaklarının bol olmasından dolayı, dünya devlerinin gözü bu coğrafyadadır.
Yapılan her savaş ve saldırının faturası bu coğrafyada yaşayan halklara ödetilmiş ve ödetilmeye de devam edilmektedir.Bu gün dünyadaki süper güç konumunu kimseye kaptırmayan A.B.D ( Amerika Birleşik Devletleri), Demokrasi getireceğim adı altında,her türlü savaş araç ve gereçlerini 150 bin askerini, ajanlarını, sivil güvenlik şirketlerini ve müttefik güçlerini, Irak'a yığmayı başardı ama demokrasiyi sokamadı.
Bir ülkenin iç ve dış dinamikleri olgunlaşmadıkça, o ülkede demokrasi mücadelesi yükselmedikçe, sosyal ve toplumsal kalkınma hedeflenmedikçe demokrasinin yeşermesi de mümkün değildir. İstendiği kadar dışardan kaba kuvvete dayalı demokrasilerini ithal etsinler, yaşama şansı yok. Bunun en bariz örneği 1978 Babrak Karmal döneminin Afganistanı’dır. 1979′dan 1986′ya kadar devlet başkanlığı görevini Sovyetlerin desteği ile yürütmüş ve uyguladığı “barışçıl” politikasını Sovyetlerin toplumsal çöküşüne kadar sürdürebilmiştir. Daha sonra yerine 1996′da Taliban tarafından öldürülen Muhammed Necibullah getirildi. Ve hala Afganistan sorunu çözülmüş değil. Yine yıllarca süren savaşın getirdiği kan, acı ve gözyaşının faturasını Afganistan halkı çekmektedir. Tarih içerisinde kendi ülkelerinde işgal ve istila güçlere davetiye çıkaran işbirlikçiler ve destekçileri kendi halkları tarafından cezalandırılmıştır. Halkını hortumlayanlar, tüyü bitmemiş yetimin geleceğini çalıp başka ülkelerin kasalarında saklayan bazı diktatörlerin yaşamı, sürgünlerde son bulmuş bazıları haklı tarafından öldürülmüş veya yaşamları buyunca yargılanma korkusuyla yaşamışlardır.
İşte örnekleri:
İdi Amin Dada: Uganda'nın eski diktatörü (1971-1979) 16 Ağustos 2003'te 20 yıldır sürgünde yaşadığı Suudi Arabistan'da, rejimi döneminde işlenen suçlardan yargılanamadan öldü.
Mobutu Sese Seko: Zaire'nin eski diktatörü sürgüne gönderildikten birkaç ay sonra 7 Eylül 1997'de Fas'ın başkenti Rabat'taki bir hastanede kanserden öldü.
Alfredo Stroessner: 1989'da devrilen Paraguay'ın eski diktatörü, ülkesinde yargıya hesap vermemek için kaçtığı Brezilya'da 16 Ağustos 2006'da öldü. Öldüğünde 93 yaşındaydı.
Pol
Pot
: Kıyıcı Kızıl Kmer rejiminin (1975- 1979) bir numaralı ismi Pol
Pot
, Kamboçya'nın balta girmemiş ormanlarında 16 Nisan 1998'de yaşlılıktan öldü.
Portekiz'e kan kusturan diktatör Salazar beyin travmasından, İspanyol diktatör Franco kalp sorunları nedeniyle acı çekerek, Allende iktidarını kanlı bir biçimde devirerek yıllarca Şili'yi baskı altında yöneten,Davar haraları ve stadyumları doldurarak,binlerce kişinin yargısız infazından sorumlu tutulan Pinoşet de yıllarca yargılanma korkusu çektikten sonra, kalp krizi geçirerek öldü.
Benito
Mussolini,
922 ile 1943 arasında İtalya'yı yöneten Mussolini, İtalyan partizanlar tarafından 28 Nisan 1945'te vurularak öldürüldü.
Saddam Hüseyin: Devrik Irak diktatörü idam edildi. Tartışması hala sürüyor.
Slobodan Miloşeviç:
Lahey'de uluslararası ceza mahkemesince savaş suçu, insanlığa karşı suç işlemek ve soykırımla suçlanan Yugoslavya'nın eski başkanı 11 Mart 2006'da davası sona ermeden hücresinde öldü.
Sevgili Göksu, örnekleri çoğaltmak mümkün .
İnsanlara her türlü acıyı yaşatmaktan kaçınmayan ve ülkelerini cehenneme çeviren diktatörlerin sonu idam, intihar, hapis ve ölüm olmuştur.
Tarihten kesitler