













Bir şehirden bir iç şehre giderken…
Güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
Diyarbakır’a, Dünya’ya
Hayret, hasret ve biraz da
Bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
Aklı cambaz, yanağı al, dili tatlı,
Sesi türkü aroması,
Yüzü güleç bir çocuk oturuyor
Gözlerinde...
Aşefçiler ‘de postal bakarım ayağıma,
Saatime köstek yokmuş diyor
Dedemin kadim dostu saatçi Memo.
Bu şehirde eskilerle taşın dibinde gül biterdi,
Ulu cami’ de rahmet yağardı ölüye.
Türkü yakılırdı küçede ki geline
Şimdi şehri bekirimde yorgun bir radyo çalar.
Ve bu şehri talan edenler
Oynak bir havada bekler dururlar…
Kaç yıl öncenin hasretini
Ve hatıralarını getirdin batık bir geminin?
Ki Diyarbekir’de deniz falan yoktur hani.
Özlem midir terk-i diyar olmuş duyguların artığı
Yüzünde balık eti kokan yosunlu bir el değmemişlik
On gözüm
kör olsun ki
Eski sevmişliğimin dirilgenliği, dingilliği…
Ne söylersen parmaklarınla yaz içime ama surlarıma değme kanatma.
Ben hüzne yakışan bir mevsimden ekledim sesini bu şiire.
Yazmış nice şair seni defterine ama; Ahmedim Arifim sonuçta.
Tutmadı ondan sonra fidan bile toprakta,
Celal
’in sesinden bitti yeşil çınar bahçada.
Şimdi nereye dokunsam türkü oluyor sen kokuyor.
Oysa yaşam kendi akordunda.
Kuzuyu kurda yitirmek gibidir
Aşkın sende kalan eserini…
Kaç türkü eskittik.
Serseri mayın gibi, delikanlı gibi,
Diyarbekirin entel paşa begi
tropikal dağlarda.
Kapital kurşunları öpen militan,
Bozkırlarda kızıl ölüme at süren bin kalpaklı Turan
Pimi çekik bombalarla beş taş oynar gibi…
Sicilinde çoğalan sabıkalarım,
Oyunlarda saklanan dönüşü olmayan latifelerim,
Yüreğimin burkulan kısmı ile
Dört elle vedalaşmadan
Ceplerimde dört çağ teriminden biriken bilyelerim
Küçelerim,Burçlarım,
Dağkapım
Urfakapım
yasaksız oyunlarımda masumiyetinden sakladığım
Ahmedim meliğim,Edeple yoğrulan ahlakla kavrulan
Güzel semtim Lalebeyim…
Bu şehrin bütün özürlerini eskilerden sonra sahiplendim.
O, mükemmel kalsın diye...
...